Ana içeriğe geç

İçsel Boşluk

Kendini Tanımak Ne Demek? Hakkında Bilgi Toplamak Yeterli mi?

Kendin hakkında çok şey bilmek, kendini hareket hâlindeyken görebildiğin anlamına gelmeyebilir.

Şeref Tolga Kuralay9 dakika okuma
Doğanın içinde düşünsel bir karşılaşma

İnsan kendisi hakkında çok şey bilebilir.

Nelerden hoşlandığını bilir.

Nelerden korktuğunu bilir.

Hangi ilişkilerde zorlandığını bilir.

Geçmişindeki kırılmaları bilir.

Kişilik testlerini yapmıştır.

Bağlanma stilini öğrenmiştir.

Çocukluk kalıplarını anlamıştır.

Hatta kendi davranışları hakkında oldukça iyi konuşabilir.

Ama bütün bunlara rağmen aynı döngüleri yaşamaya devam edebilir.

İşte burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar:

Kendin hakkında bilgi sahibi olmak ile kendini gerçekten tanımak aynı şey değildir.

Bilgi zihinde bulunur.

Tanıma ise yaşamın içinde ortaya çıkar.

Kendini gerçekten tanımaya başladığında yalnızca “ben böyleyim” demezsin.

Ne zaman, hangi koşulda, hangi kuvvetin seni yönettiğini görmeye başlarsın.

Kendin hakkında bildiklerin çoğu bir hikâyedir

İnsan kendisini anlatırken geçmişten cümleler kurar.

“Ben küçüklüğümden beri böyleyim.”

“Ben insanlara zor güvenirim.”

“Ben güçlü biriyim.”

“Ben çok duygusalım.”

“Ben yalnız kalmayı severim.”

“Ben özgürlüğüme düşkünüm.”

Bu cümlelerin hepsi doğru olabilir.

Ama aynı zamanda insanı dondurabilir.

Çünkü bir davranış biçimi zamanla kimliğe dönüşür.

Örneğin:

“Ben insanlara güvenemem.”

dediğinde geçmişte oluşmuş bir savunmayı varlığının değişmez özelliği hâline getirebilirsin.

Belki daha doğru ifade şudur:

“Yakınlık arttığında sistemimde güvensizlik aktive oluyor.”

Bu iki cümle aynı değildir.

İlkinde kimlik vardır.

İkincisinde hareket vardır.

Kimlik sabittir.

Hareket değişebilir.

Kendini tanımak tam olarak burada başlar.

“Ben böyleyim” en büyük perde olabilir

Çünkü “ben böyleyim” dediğin anda araştırma durur.

Öfkeli birisin.

Tamam.

Kontrolcüsün.

Tamam.

Çekingen birisin.

Tamam.

Ama neden?

Hangi durumda?

Hangi kuvvet öne çıkıyor?

Ne korunuyor?

Hangi kapasite geri planda kalıyor?

Bunlara bakılmadığında kişilik yalnızca etiketlenir.

İç yapı ise görünmez kalır.

Ezoterik açıdan insan sabit bir karakter değildir.

Birçok kapasitenin, kuvvetin ve yönelimin bir araya geldiği canlı bir bileşimdir.

Bu bileşim her durumda aynı şekilde görünmez.

Bazı ortamlar bir yönünü açar.

Bazı ilişkiler başka bir yönünü.

Bazı korkular bazı özellikleri baskınlaştırır.

Bu yüzden kendini tanımak bir kişilik tanımı bulmak değil, iç organizasyonunun nasıl çalıştığını okumaktır.

Kendini tanımak neden başkalarını suçlamayı azaltır?

Çünkü insan ilk başta her şeyi dışarıda görür.

“Beni kızdırdı.”

“Beni değersiz hissettirdi.”

“Beni kontrol ediyor.”

“Beni mutsuz ediyor.”

Dışarıdaki insanın davranışı gerçekten sorunlu olabilir.

Ama kendini tanımaya başladığında başka bir katman görünür.

Aynı söz neden başka birinde bu kadar güçlü tepki oluşturmuyor?

Bu insan sende hangi kapıya dokundu?

Öfkenin altında ne var?

Reddedilme mi?

Kontrol kaybı mı?

Değersizlik mi?

Kendini tanıma burada suçluluk üretmez.

Dışarıdaki gerçekliği de inkâr etmez.

Sadece resme seni de dahil eder.

Bu çok büyük bir değişimdir.

Çünkü artık yalnızca “bana ne yapıldı?” diye bakmazsın.

“Bende ne aktive oldu?”

diye de sorarsın.

Kendini tanımanın ilk kapısı bedendir

Çünkü beden senden önce cevap verir.

Bir insanla konuşurken göğüs daralır.

Bir karar verirken karın kasılır.

Bir ortamda omuzlar yükselir.

Birine hayır derken boğaz sıkışır.

Bunlar rastgele değildir.

İnsan kendisi hakkında çoğu bilgiyi zihninden toplar.

Ama beden, yapının daha doğrudan haritasıdır.

Zihin:

“Ben iyiyim.”

diyebilir.

Beden gergindir.

Zihin:

“Bunu istiyorum.”

diyebilir.

Beden geri çekiliyordur.

Kendini tanımak için düşünceyi reddetmek gerekmez.

Ama bedenin bilgisini de okumayı öğrenmek gerekir.

Kendi bedenini duyamayan insan neyi kaçırır?

Kendi sınırlarını.

Kendi korkusunu.

Kendi yorulma noktasını.

Kendi açılma ve kapanma hareketlerini.

Beden fark edilmediğinde insan dışarıdaki olaylara çok geç cevap verir.

Gerilim büyür.

Sonra patlama olur.

Kişi:

“Bir anda sinirlendim.”

der.

Ama çoğu zaman bir anda olmamıştır.

Beden çok daha önce sinyal vermeye başlamıştır.

Kendini tanıyan insan bu küçük işaretleri daha erken görür.

Bu nedenle dönüşüm çoğu zaman büyük farkındalıklarla değil, daha erken fark edilen küçük sinyallerle başlar.

Kendini tanımak duygularını tanımak mıdır?

Bir kısmıdır.

Ama yeterli değildir.

Çünkü duygu da son katmanlardan biridir.

Öfke var.

Ama öfkenin işlevi ne?

Korku var.

Ama neyi koruyor?

Kıskançlık var.

Altında ne var?

İnsan çoğu zaman duyguyu etikete çevirir.

“Öfkeliyim.”

Ama daha derinde öfke sınır ihtiyacını gösterebilir.

Kıskançlık kaybetme korkusunu.

Kontrol güvensizliği.

İçsel tanıma, duygudan mânâya doğru inmektir.

Bu duygu ne yapmaya çalışıyor?

Bu soru çok şey değiştirir.

Çünkü hiçbir kuvvet anlamsız değildir

İnsan kendi bazı yönlerini “iyi”, bazılarını “kötü” diye ayırdığında kendi bütünlüğünü bozar.

Öfkeyi istemez.

Korkuyu istemez.

Arzuyu istemez.

Ama bunların her biri temel bir kuvvet taşır.

Öfke sınır koyabilir.

Korku tehlikeyi fark ettirebilir.

Arzu hareket oluşturabilir.

Güç korunmayı sağlayabilir.

Sorun kuvvetin varlığı değil, tek başına yönetimi ele geçirmesidir.

Kendini tanımak bu kuvvetleri yok etmek değil, hangi işlev için geldiklerini görmek demektir.

İnsan kendisindeki eksik tarafı nasıl fark eder?

Genellikle hayat üzerinden.

Bir tema sürekli tekrar eder.

Belki kendi gücünü kullanamıyorsundur.

Hayatına sürekli güçlü figürler girer.

Belki sınır koyamıyorsundur.

Sınırlarını zorlayan insanlar çoğalır.

Belki yalnız kalamıyorsundur.

İlişkiler sürekli bağımlılık temasına döner.

Hayat burada insanın kendi yapısını gösteren aynaya dönüşür.

Bu yüzden kendini tanımak yalnızca içeri bakmak değildir.

Dışarıda neyi sürekli ürettiğine de bakmaktır.

Neden bazı insanlardan çok etkileniyoruz?

Çünkü onlar bazen bizim kullanılmayan taraflarımızı taşırlar.

Çok özgür bir insan seni büyüleyebilir.

Belki kendi özgürlüğün bastırılmıştır.

Çok güçlü biri seni etkileyebilir.

Belki kendi gücünü dışarıya vermişsindir.

Çok yaratıcı biri karşısında hayranlık duyarsın.

Belki senin yaratıcılığın yaşamıyordur.

Bu yüzden hayranlık bile kendini tanıma aracı olabilir.

Soru şu olabilir:

“Bu insanda gördüğüm ve beni bu kadar etkileyen şey bende hangi kapasiteye dokunuyor?”

Böyle bakıldığında başkaları yalnızca kişiler değil, aynalar hâline gelir.

Peki nefret ettiğimiz insanlar?

Onlar da aynı derecede öğretici olabilir.

Birinin kibri seni aşırı rahatsız eder.

Kontrolcülüğü.

Bencilliği.

Zayıflığı.

Burada iki ihtimal vardır.

Gerçekten sınırlarının dışında bir davranışla karşı karşıyasındır.

Ama bazen karşındaki insan, kendi içinde kabul etmediğin bir tarafı büyütülmüş biçimde gösteriyor olabilir.

İnsan bu yüzden bazı kişilere orantısız tepki verir.

Kendini tanımak:

“Her rahatsız olduğum şey bendedir.”

demek değildir.

Bu da mekanik olur.

Ama şunu sorabilmektir:

“Bu neden bende bu kadar güçlü karşılık oluşturdu?”

Kendini tanımak kendi karanlığını görmek midir?

Evet.

Ama yalnızca karanlığını değil.

Gücünü de.

İnsan bazen kendi gölgesinden çok potansiyelinden korkar.

Çünkü kendi gücünü gördüğünde artık sorumluluk almak zorundadır.

Yaratıcılığını gördüğünde üretmemek zorlaşır.

İradesini gördüğünde sürekli başkalarını suçlamak zorlaşır.

Sevme kapasitesini gördüğünde savunmalarının arkasında saklanmak zorlaşır.

Bu yüzden kendini tanımak yalnızca:

“Benim hangi yaralarım var?”

sorusu değildir.

“Bende ne henüz açığa çıkmadı?”

sorusudur.

Bu ikinci soru çok önemlidir.

Ezoterik açıdan insan neden kendisini tanıyamaz?

Çünkü kendisini tek bir görüntü sanır.

Bir aynanın karşısında düşün.

Aynada bir yüz beliriyor.

Ayna:

“Ben bu yüzüm.”

derse hata yapar.

Çünkü biraz sonra başka biri geçer.

Başka görüntü oluşur.

İnsan da içinden geçen hâlleri kendisi zanneder.

Öfke gelir.

“Ben buyum.”

Korku gelir.

“Ben buyum.”

Bir başarı olur.

“Ben güçlüyüm.”

Başarısızlık gelir.

“Ben yetersizim.”

Oysa bunların hepsi insan alanında görünür olan geçici şekillerdir.

Kendini tanımak, yalnızca görüntüyü değil, görüntülerin ortaya çıktığı alanı fark etmeye başlamaktır.

İnsan sabit bir merkez mi?

Gündelik hayatta öyle yaşarız.

Ama içeri baktığında merkezin sürekli değiştiğini görürsün.

Bir an korkunun merkezindesin.

Bir saat sonra arzunun.

Bir gün başarının.

Başka gün sevginin.

Bu yüzden benlik hissi sandığımız kadar sabit olmayabilir.

Ezoterik çalışma insanı merkezsiz bırakmaz.

Daha derin bir merkez bulmaya yöneltir.

Bu merkez tek bir duyguya, düşünceye veya kişilik özelliğine bağlı değildir.

Daha geniş bir tanıklık alanıdır.

İçindeki kuvvetleri görür.

Ama hiçbirine tamamen dönüşmez.

Kendini tanımak neden özgürlük getirir?

Çünkü yalnızca gördüğün şeyi dönüştürebilirsin.

Fark etmediğin bir dürtü seni yönetir.

Fark ettiğin dürtü artık tek seçenek değildir.

Örneğin biri seni eleştiriyor.

Eskiden anında saldırıyorsun.

Şimdi göğsündeki kasılmayı fark ediyorsun.

Değersizlik duygusu yükseliyor.

Öfke geliyor.

Ve ilk kez bütün süreci görüyorsun.

Bu birkaç saniye çok değerlidir.

Çünkü artık tepki ile sen arasında mesafe vardır.

Burada yeni bir cevap mümkün olur.

İşte kendini tanımanın pratik karşılığı budur.

Daha fazla seçim alanı.

Kendi hakkında bilgi neden bazen dönüşümü engeller?

Çünkü insan kendisini açıklayarak rahatlar.

“Ben böyleyim çünkü çocukken şunu yaşadım.”

Bu doğru olabilir.

Ama açıklama bazen yapının sürmesini meşrulaştırır.

“Ben zaten bağlanma problemi olan biriyim.”

“Benim çocukluğum böyleydi.”

“Benim karakterim bu.”

Bilgi burada kapıyı açmak yerine kapatır.

Gerçek tanıma:

“Bunun nereden geldiğini biliyorum.”

noktasında durmaz.

“Şimdi nasıl çalışıyor?”

diye devam eder.

Ve en önemlisi:

“Artık başka türlü cevap verebilir miyim?”

Bilgi geçmişi anlatır, tanıma şimdide gerçekleşir

Bir terapiden, kitaptan ya da eğitimden kendin hakkında çok şey öğrenebilirsin.

Ama gerçek sınav yaşamın içindedir.

Tetiklendiğin anda.

Korktuğun anda.

Reddedildiğin anda.

Güç eline geçtiğinde.

Birinin sana ihtiyaç duyduğu anda.

Kendini tanımak, sakin bir odada kendin hakkında güzel analiz yapmak değildir.

Kuvvetler harekete geçtiğinde onları görebilmektir.

Çünkü gerçek yapı ancak hareket hâlindeyken görünür.

Meditasyon kendini tanımada neden önemlidir?

Çünkü dışarıdaki uyaranları bir süre azaltır.

Normal yaşamda sürekli olaylara bakarsın.

Meditasyonda olay azalır.

Ve sistem kendi hareketini daha çıplak göstermeye başlar.

Zihin ne kadar kontrol istiyor?

Sessizlikten ne kadar rahatsız oluyorsun?

Bedende nereler tutuluyor?

Ne zaman kaçmak istiyorsun?

Ne zaman deneyim bekliyorsun?

Ne zaman sıkılıyorsun?

Meditasyon burada huzur üretme tekniğinden daha fazla bir şey olabilir.

İç organizasyonun laboratuvarına dönüşür.

Kendini tanımanın katmanları

İlk katmanda davranışı görürsün.

“Ben sürekli kontrol ediyorum.”

İkinci katmanda duyguyu.

“Kontrol etmezsem korkuyorum.”

Üçüncü katmanda temel inancı.

“Kontrol yoksa güvende değilim.”

Daha derinde bu yapının enerji hareketini görürsün.

Sistem sürekli dışarıya uzanıyor.

Her şeyi takip ediyor.

Her şeyi düzenlemeye çalışıyor.

Sonra bir gün daha derin soru gelir:

“Bu güvenliği sağlamaya çalışan merkez kim?”

Burada kendini tanıma psikolojiden ontolojiye geçer.

Olgun insan kendini tamamen bilir mi?

Belki hiçbir zaman.

Çünkü insan bitmiş bir nesne değildir.

Her yeni yaşam koşulu başka bir kapasiteyi açabilir.

Kendini çok sakin sanırsın.

Büyük bir kayıp gelir.

Başka bir katman görünür.

Kendini cesur sanırsın.

Kontrol edemediğin bir durum gelir.

Yeni korku görünür.

Bu nedenle kendini tanımak tamamlanacak bir proje değildir.

Sürekli derinleşen bir okuma biçimidir.

Olgun insan:

“Ben kendimi çözdüm.”

demez.

Daha çok:

“Kendimde ne olup bittiğini daha erken görebiliyorum.”

der.

Pleiades açısından kendini tanımak

Pleiades perspektifinde kendini tanımak kişilik profili çıkarmak değildir.

İnsanın kendi iç organizasyonunu okumayı öğrenmesidir.

Hangi kuvvet baskın?

Hangisi geri planda?

Enerji hangi döngüye akıyor?

Hangi durumda alan daralıyor?

Hangi insanlarla merkez kayboluyor?

Hangi kapasite kullanılmadığı için dışarıda sürekli aranıyor?

Beden ne söylüyor?

Tekrar eden yaşam temaları ne söylüyor?

Meditasyon sırasında hangi katman açılıyor?

Bunların tamamı tek bir haritanın parçalarıdır.

Ama harita insanı sınıflandırmak için değil, daha geniş kapasitesini görünür hâle getirmek için kullanılır.

Kendini tanımak sonunda nereye götürür?

Başlangıçta:

“Ben nasıl biriyim?”

diye sorarsın.

Sonra:

“Bende ne çalışıyor?”

Bir süre sonra:

“Bu kuvveti ne yönetiyor?”

Daha sonra soru çok daha derinleşebilir:

“Bütün bu kuvvetleri fark eden nedir?”

İşte burada kendini tanımak artık kişilik araştırması değildir.

İnsanın kendi varlığının doğasına bakmaya başlamasıdır.

Ve belki asıl dönüşüm burada olur.

Çünkü insan kendisini yalnızca davranışlarıyla, geçmişiyle, düşünceleriyle ve duygularıyla tanımlamayı bıraktıkça daha geniş bir alan görünür.

O zaman kendini tanımak:

kendin hakkında daha fazla bilgi toplamak değil, kendin sandığın yapıların içinden geçerek daha geniş insan kapasiteni doğrudan görmeye başlamaktır.


Bilgilendirme notu: Bu yazıdaki psikolojik, felsefi ve spiritüel değerlendirmeler Şeref Tolga Kuralay’ın kişisel görüş ve yorumlarıdır. Bilimsel olarak doğrulanmış gerçekler, tanı veya sağlık önerisi olarak sunulmaz.

Şeref Tolga Kuralay

Bilinenin ötesinde bir alternatif: Pleiades

Aldığın bilgi bir başlangıçtır. Pleiades, aynı soruya yalnızca yeni bir açıklama değil, canlı ve kişisel bir deneyim alanı önerir.

Bilinen yaklaşım

Kavramlar ve gelenekler yolu tarif edebilir; fakat tarif edilen şeyin yaşanması kişisel bir deneyimdir.

Pleiades’te alternatif deneyim

Pleiades, ezoterik dili kesin bilimsel sonuç gibi sunmadan bilgiden deneyime geçiş için canlı bir çalışma alternatifi oluşturur.

Pleiades bir sağlık tedavisi değildir ve herkes için aynı deneyimi vaat etmez. Önce yaklaşımı inceleyebilir, sana uygun değilse diğer okuma yollarına dönebilirsin.

Paylaşmak istersen

Bu sayfayı ilgisini çekebilecek biriyle kolayca paylaşabilirsin.