Ana içeriğe geç

Kendinden Kaçış

Sürekli Bir Şey Aramak Neden İnsanı Tamamlamaz?

Arayış bazen yeni bir yere götürmez; insanın dikkatini sürekli kendisinden uzağa taşır.

Şeref Tolga Kuralay8 dakika okuma
Doğada sessiz bir gözlem anı

İnsan çoğu zaman hayatını bir arayışın içinde geçirir.

Daha iyi bir ilişki.

Daha doğru bir iş.

Daha fazla para.

Daha fazla bilgi.

Daha güçlü deneyimler.

Daha derin meditasyon.

Daha fazla özgürlük.

Daha fazla sevgi.

Daha fazla anlam.

Daha fazla huzur.

Aranan şeylerin adı değişir ama hareket çoğu zaman aynıdır:

Şu anda olduğum hâl yeterli değil. Bir şey olduğunda tamamlanacağım.

İşte arayışın gizli merkezi budur.

İnsan aradığı şeyin gerçekten ne olduğuna bakmadığı sürece hayatı boyunca farklı nesnelerin peşinde koşabilir.

Çünkü sorun çoğu zaman nesnede değildir.

Arayan yapının kendisindedir.

Arayış nasıl başlar?

İçeride bir eksiklik hissi oluşur.

İnsan bunu hemen dışarıdaki bir şeyle ilişkilendirir.

“Doğru insanı bulursam geçecek.”

“Bu işi bırakırsam düzelecek.”

“Daha çok kazanırsam rahatlayacağım.”

“Şu bilgiye ulaşırsam anlayacağım.”

“Daha derin bir deneyim yaşarsam tamamlanacağım.”

Bazen bunların gerçekten faydası olur.

İlişki değişir.

İş değişir.

Maddi koşullar iyileşir.

Bilgi artar.

Ama kısa bir süre sonra zihin yeni bir eksik bulur.

Çünkü dışarıdaki nesne değişmiştir.

Eksiklik üreten yapı aynı kalmıştır.

İnsan neden tamamlanmayı geleceğe taşır?

Çünkü zihin “henüz değil” üzerinden çalışmayı sever.

Şimdi yeterli değil.

Sonra olacak.

Bir hedef belirlenir.

Enerji oraya akar.

Bir süre insan canlı hisseder.

Çünkü yön vardır.

Sonra hedefe ulaşılır.

Kısa bir tatmin.

Ardından boşluk.

Yeni hedef.

Bu döngü yıllarca devam edebilir.

İnsan sürekli hareket hâlindedir ama kendi merkezine yaklaşmaz.

Arayış burada yaşam enerjisini geleceğe taşıyan bir sistem hâline gelir.

Şu an sürekli araçtır.

Gerçek hayat hep biraz ileridedir.

Aradığın şey neden sürekli biçim değiştirir?

Çünkü derindeki ihtiyaç çoğu zaman bilinçli değildir.

İnsan para istiyor gibi görünür.

Ama belki güvenlik arıyordur.

Tanınmak istiyor gibi görünür.

Ama değer görmek istiyordur.

İlişki istiyor gibi görünür.

Ama yalnızlıktan kaçıyordur.

Spiritüel deneyim istiyor gibi görünür.

Ama özel hissetmek istiyordur.

Bilgi arıyor gibi görünür.

Ama belirsizliğe tahammül edemiyordur.

Dışarıdaki hedef değişir.

İçerideki hareket aynı kalır.

Bu yüzden arayışın nesnesinden önce arayışın kaynağına bakmak gerekir.

Aramak ile yönelmek aynı şey değildir

Bu ayrım önemlidir.

İnsan öğrenebilir.

Üretebilir.

Bir hedefe gidebilir.

Yeni bir ilişki kurabilir.

Daha iyi bir yaşam isteyebilir.

Bunların hiçbiri problem değildir.

Problem, bütün bunların insanın varoluşsal eksikliğini kapatma görevi üstlenmesidir.

Yönelmek yaşam hareketidir.

Arayış ise bazen kendinden kaçış hareketine dönüşür.

Yönelirken:

“Bunu yaşamak istiyorum.”

dersin.

Arayışta:

“Bunu bulmazsam eksik kalacağım.”

dersin.

Birinde hareket özgürdür.

Diğerinde zorunluluk vardır.

Neden elde ettiğimiz şey bir süre sonra sıradanlaşır?

Çünkü arzu çoğu zaman nesnenin kendisinden çok beklentiyle beslenir.

Bir şeyi henüz elde etmediğinde onun üzerine çok sayıda anlam yüklersin.

Mutluluk.

Özgürlük.

Güvenlik.

Değer.

Sonra elde edersin.

Gerçek nesne, zihindeki görüntü kadar büyük değildir.

Bir süre sonra yeni normal hâline gelir.

Zihin tekrar eksiklik üretir.

Bu nedenle insanın aradığı şey gerçekten nesne olsaydı, nesneyi elde ettikten sonra arayışın bitmesi gerekirdi.

Bitmiyorsa daha derinde başka bir hareket vardır.

Spiritüel arayış neden aynı tuzağa düşebilir?

İnsan dış dünyadaki arayıştan yorulur.

Sonra içsel arayışa geçer.

Bu kez:

aydınlanma,

uyanış,

enerji,

vizyon,

yüksek bilinç,

derin meditasyon,

özel deneyim

aramaya başlar.

Dışarıdaki nesne yerini içsel nesneye bırakmıştır.

Ama hareket yine aynı olabilir.

“Şu an yeterli değilim.”

“Bir gün başka bir hâle ulaşacağım.”

Bu durumda spiritüellik dönüşüm değil, arayışın daha ince biçimi olur.

Kişi bir deneyim yaşar.

Bir süre tatmin olur.

Sonra daha büyüğünü ister.

Daha güçlü titreşim.

Daha derin sessizlik.

Daha büyük açılım.

Böylece deneyim bağımlılığı oluşabilir.

Arayış neden kişiliği besler?

Çünkü arayan kimlik kendisini arayış üzerinden tanımlar.

“Ben gelişiyorum.”

“Ben yoldayım.”

“Ben diğerlerinden farklıyım.”

“Ben daha derine gidiyorum.”

Bir süre sonra yol, hedefin kendisinden daha önemli hâle gelir.

Çünkü arayış biterse arayan kimlik de zayıflayacaktır.

Bu yüzden insan bazen farkında olmadan çözümü değil, problemi korur.

Çünkü problem ona bir yön, kimlik ve anlam vermektedir.

Bu çok ince bir noktadır.

Ontolojik olarak arayış nedir?

İnsanın kendi içindeki bütünlük hissini dışarıdaki nesnelere dağıtmasıdır.

Bir parçasını ilişkide arar.

Bir parçasını başarıda.

Bir parçasını bilgide.

Bir parçasını spiritüel deneyimde.

Sanki merkez parçalanmış ve her parça dışarıda bir nesneye bağlanmıştır.

İnsan bu nesneler olmadan kendisini eksik hisseder.

Arayış, bu dağılmış merkezin hareketidir.

İçsel dönüşüm ise dağılmış enerjinin yeniden merkeze dönmesidir.

Tamamlanmak yeni bir şey kazanmak mı?

Belki değil.

Belki tamamlanmak, kendi içinde savaşan parçaların birbirleriyle ilişki kurmaya başlamasıdır.

Akıl ayrı yöne gidiyor.

Duygu başka.

Arzu başka.

Korku başka.

İrade başka.

İnsan parçalanmışsa ne kadar çok şey elde ederse etsin içeride bütünlük oluşmaz.

Ama bu kuvvetler yerlerini bulmaya başladığında dışarıdaki hayat çok daha sade olsa bile kişi daha tam hissedebilir.

Bu yüzden tamamlanma “daha çok sahip olmak” değil, daha az parçalanmak olabilir.

Neden bazı insanlar çok şeye sahip olduğu hâlde boş hisseder?

Çünkü dışarıdaki zenginlik içsel bütünlük üretmez.

İnsan çok başarılı olabilir ama hayatı yalnızca başarı merkezinde kurulmuş olabilir.

Güçlü olabilir ama sevgi kapasitesi geri planda kalmıştır.

Zeki olabilir ama bedeninden kopmuştur.

Sosyal olabilir ama yalnız kalamaz.

Bütün bunlar dışarıdan zengin görünür.

Ama sistem tek bir kuvvetin etrafında kurulmuşsa içsel alan dar kalabilir.

İnsan ne kadar büyük bir hayat kurarsa kursun, kullanılmayan kapasite içeride eksiklik gibi hissedebilir.

Arayışın arkasında hangi kuvvet olabilir?

Bazen korku.

Bazen değersizlik.

Bazen kontrol ihtiyacı.

Bazen merak.

Bazen gerçek gelişim itkisi.

Bu yüzden bütün arayışları aynı şekilde değerlendirmek doğru değildir.

Asıl soru:

Arayış beni genişletiyor mu, yoksa kendimden uzaklaştırıyor mu?

Bir şey ararken daha canlı, daha bütün ve daha gerçek hâle geliyorsan bu yönelim olabilir.

Ama sürekli gelecek bir noktada tamamlanmayı bekliyor ve şimdiyi değersizleştiriyorsan arayış kaçış hâline gelmiş olabilir.

Aramayı bırakmak pasiflik değildir

Bu da sık yanlış anlaşılır.

“Aramayı bırak.”

demek:

Hiçbir şey yapma.

Hedefin olmasın.

Çalışma.

Öğrenme.

Üretme.

anlamına gelmez.

Aramayı bırakmak, hayatını eksiklik duygusundan yönetmemektir.

Bir şeyi yaparsın çünkü o hareket senden doğar.

Bir şey olabilmek için değil.

Kendini kanıtlamak için değil.

Eksik parçayı tamamlamak için değil.

İfade etmek için.

Bu durumda hareket devam eder.

Ama merkez değişir.

Arayan ile aranan aynı yerde olabilir mi?

Ezoterik açıdan en ilginç soru budur.

İnsan huzuru arar.

Peki huzuru arayan sistem sürekli hareket hâlindeyse huzuru nasıl bulacak?

Sessizliği arar.

Ama zihni sürekli gelecekte bir sessizlik fikrinin peşinden koşar.

Kendisini arar.

Ama kendisini arayan hareketin kendisi zaten onun içinde meydana gelmektedir.

Bu nedenle bazı içsel öğretilerde arayışın sonunda insan çok paradoksal bir şey fark eder:

Aradığı şey hiçbir zaman dışarıda değildi.

Problem, sürekli dışarıya bakmasıydı.

Meditasyon arayışı nasıl görünür hâle getirir?

Sessizce oturursun.

Bir süre sonra zihin hemen bir hedef üretir.

“Ne zaman derinleşeceğim?”

“Bugün neden bir şey hissetmiyorum?”

“Geçen seferki deneyim neden gelmedi?”

“Ne zaman zihnim susacak?”

İşte arayan mekanizma çıplak hâlde görünür.

Dışarıdaki nesneler yoktur.

Ama arama devam etmektedir.

Bu çok değerlidir.

Çünkü ilk kez insan şunu görebilir:

Problem nesnede değildi.

Arayan hareket kendi içinde sürekli çalışıyordu.

Arayış durduğunda ne olur?

İlk başta boşluk.

Çünkü insan yıllardır bir sonraki hedefle yaşamıştır.

Bir anda:

“Şimdi ne yapacağım?”

duygusu gelebilir.

Ama bu boşluk taşınabilirse altında başka bir hâl açılır.

Şimdiki anın kendi yoğunluğu.

Bir şeyi elde etmek zorunda olmadan burada olabilme.

Bedenle temas.

Dikkatin daha az dağılması.

Kişi ilk kez hayatın yalnızca gelecek bir sonuç için yaşanmadığını hissedebilir.

Ezoterik olarak bu, enerjinin gelecekteki imgelerden çekilip mevcut alana dönmesidir.

Arayış ve enerji alanı

Sürekli arayan insanın enerjisi dışarıya uzanır.

Bir sonraki ilişkiye.

Bir sonraki başarıya.

Bir sonraki deneyime.

Bir sonraki öğretmene.

Bir sonraki cevaba.

Alan sürekli bir nesneye tutunmaya çalışır.

Bu da içsel merkezde bir eksiklik hissi üretir.

Arayış gevşediğinde enerji geri çekilir.

İnsan kendi alanında daha fazla kalmaya başlar.

Bu yüzden bazen hiçbir şey elde etmediği hâlde daha güçlü hisseder.

Çünkü enerji artık sürekli dışarıdaki nesneler üzerinden kendisini tamamlamaya çalışmıyordur.

Gerçek merak ile eksiklik arayışı arasındaki fark

Gerçek merak açıktır.

“Bu nedir?”

diye sorar.

Cevap gelmezse bekleyebilir.

Eksiklik arayışı ise cevaba ihtiyaç duyar.

“Bunu bilmezsem rahat edemem.”

Gerçek merak bilinmeyene alan bırakır.

Arayış bilinmeyeni hızla kapatmak ister.

İçsel olgunluk merakı öldürmez.

Tam tersine büyütür.

Ama cevaba bağımlılığı azaltır.

Pleiades açısından sürekli arayış

Pleiades perspektifinde sürekli arayış, kişinin enerjisinin kendi merkezinden dışarıya dağılmasının önemli biçimlerinden biridir.

İnsan kendi yapısındaki hangi kapasitenin eksik kaldığını fark etmediğinde bunu dış nesnelerle tamamlamaya çalışabilir.

Güç eksikse güçlü insanlara tutunur.

Değer duygusu zayıfsa sürekli onay arar.

İçsel yön zayıfsa rehber arayışı bitmez.

Sessizlikle teması yoksa sürekli deneyim arar.

Çalışmanın amacı arayışı zorla durdurmak değildir.

Arayışın altında hangi içsel eksenin kullanılmadığını görünür hâle getirmektir.

O kapasite açıldıkça dışarıdaki nesneye yüklenen anlam azalır.

Tamamlanmak ne demektir?

Tamamlanmak bütün arzuların bitmesi olmayabilir.

İnsan yaşamaya devam eder.

İster.

Üretir.

Sever.

Öğrenir.

Ama bunların hiçbiri artık kendi varlığının kanıtı olmak zorunda değildir.

İlişki yaşar ama partner onu tamamlamak zorunda değildir.

Başarılı olur ama başarısızlık onun varlık değerini yok etmez.

Bilgi öğrenir ama bilmediği yerde parçalanmaz.

Meditasyon yapar ama bir deneyime ulaşmak için kendisini zorlamaz.

İşte bütünlük burada görünür.

Belki aradığın şey daha fazla değildir

İnsan bütün hayatı boyunca:

“Bir şey eksik.”

diyebilir.

Belki gerçekten eksik olan yeni bir nesne değildir.

Kendisinden kopmuş bir kapasitedir.

Kendi merkezine dönüş.

Kendi bedenine dönüş.

Kendi iradesine.

Kendi sessizliğine.

Kendi farkındalığına.

Bu nedenle insan bazen yıllarca dünyayı dolaştıktan sonra çok basit bir yere gelir:

Kendi içine.

Ve şaşırtıcı biçimde arayışın sonunda bulduğu şey yeni değildir.

Her zaman oradadır.

Sadece dikkat sürekli başka yere bakmıştır.

Belki insanın tamamlanması da bu yüzden bir kazanım değildir.

Dağılmış olanın yeniden kendi merkezinde toplanmasıdır.


Bilgilendirme notu: Bu yazıdaki psikolojik, ontolojik ve spiritüel değerlendirmeler Şeref Tolga Kuralay’ın kişisel görüş ve yorumlarıdır. Bilimsel olarak doğrulanmış gerçekler, tanı veya sağlık önerisi olarak sunulmaz.

Şeref Tolga Kuralay

Bilinenin ötesinde bir alternatif: Pleiades

Aldığın bilgi bir başlangıçtır. Pleiades, aynı soruya yalnızca yeni bir açıklama değil, canlı ve kişisel bir deneyim alanı önerir.

Bilinen yaklaşım

Bilgi insanın yaşadığı döngüyü adlandırmasına yardım edebilir; fakat onu görmek ile kendi hayatında karşılaşmak aynı şey değildir.

Pleiades’te alternatif deneyim

Pleiades, hazır bir kişilik yorumu vermek yerine canlı deneyim sırasında sende neyin görünür olduğunu gözlemlemeye alan açan bir alternatiftir.

Pleiades bir sağlık tedavisi değildir ve herkes için aynı deneyimi vaat etmez. Önce yaklaşımı inceleyebilir, sana uygun değilse diğer okuma yollarına dönebilirsin.

Paylaşmak istersen

Bu sayfayı ilgisini çekebilecek biriyle kolayca paylaşabilirsin.