İnsan bazen hayatına dışarıdan baktığında eksik bir şey bulamaz.
İşi vardır.
İlişkisi vardır.
Evi vardır.
Gündelik düzeni vardır.
Belki maddi olarak da kötü durumda değildir.
Ama içeride açıklayamadığı bir boşluk hisseder.
Sanki hayat devam ediyor fakat kendisi tam olarak içinde değildir.
Bir şey eksiktir.
Fakat ne olduğu belli değildir.
İnsan bu boşluğu çoğu zaman dışarıdaki eksikle açıklamaya çalışır.
Yeni ilişki.
Yeni iş.
Yeni hedef.
Yeni şehir.
Yeni çevre.
Yeni deneyim.
Bir süre hareket gelir.
Canlılık gelir.
Sonra boşluk yeniden ortaya çıkabilir.
Çünkü bazen eksik olan şey dışarıda değildir.
İnsanın kendi iç yapısıyla kuramadığı ilişkidir.
İçsel boşluk gerçekten boşluk mudur?
İlk bakışta öyle hissedilir.
Bir şey yoktur.
Anlam yok.
İstek yok.
Heyecan yok.
İnsan bazen:
“İçimde hiçbir şey kalmamış gibi.”
der.
Ama ontolojik açıdan boşluk her zaman yokluk değildir.
Bazen tam tersine, henüz biçim almamış potansiyeldir.
Bir oda yıllarca eşyayla doluysa her köşesinin bir işlevi vardır.
Eşyaları çıkardığında oda bir anda boş görünür.
Fakat gerçekte oda kaybolmamıştır.
İlk kez yeni bir biçim alabilecek hâle gelmiştir.
İçsel boşluk da bazen böyledir.
Eski yapı çalışmamaya başlamıştır.
Yeni yapı henüz oluşmamıştır.
İnsan aradaki alanı “boşluk” olarak deneyimler.
İnsan neden boşluğu eksiklik olarak yorumlar?
Çünkü bütün hayat boyunca doluluk öğretilmiştir.
Bir şey yap.
Bir şey ol.
Bir şey kazan.
Bir yere git.
Birini bul.
Bir hedef koy.
Bir sonuç üret.
İnsan sürekli bir içerikle kendisini tanımlar.
Bu içerikler azaldığında “ben” dediği yapının da zayıfladığını hissedebilir.
Çünkü kendisini çoğunlukla şunlarla tanımıştır:
Benim işim.
Benim ilişkim.
Benim düşüncelerim.
Benim hedeflerim.
Benim hikâyem.
Bunların sesi azaldığında geriye kalan alan insana yabancı gelir.
Zihin:
“Burada hiçbir şey yok.”
der.
Oysa belki ilk kez sürekli kimlik üretmeyen bir alan görünür hâle gelmiştir.
Boşluk neden başarıdan sonra ortaya çıkabilir?
İnsan yıllarca bir hedefe gider.
Sınav.
Meslek.
Para.
Ev.
Statü.
İlişki.
Proje.
Hedef ona yön verir.
Enerji geleceğe akar.
Sonra hedef gerçekleşir.
İlk başta mutluluk gelir.
Ardından çok şaşırtıcı bir duygu doğabilir:
“Şimdi ne olacak?”
Çünkü insan aslında yalnızca hedefe gitmiyordur.
Kendisine bir gelecek hikâyesi kuruyordur.
Hedef gerçekleştiğinde o hikâye biter.
Ve insan bir süre kendi çıplak varlığıyla karşılaşır.
Bu yüzden bazı insanların en büyük boşluğu başarısızlıktan değil, başarıdan sonra gelir.
Başarısızken:
“Bunu elde edersem düzelecek.”
diyebilirsin.
Elde ettiğinde bu açıklama da elinden gider.
Boşluk artık daha görünürdür.
Bir şeyi elde etmek neden boşluğu kalıcı olarak doldurmaz?
Çünkü nesne ile içsel eksiklik aynı düzlemde olmayabilir.
Dışarıdaki şey sana deneyim verir.
İlişki yakınlık verir.
Para imkân verir.
Başarı güç ve alan verir.
Bunların değeri vardır.
Ama insan kendi merkezinden kopmuşsa dışarıdaki nesne bu kopukluğu yalnızca geçici olarak örtebilir.
Bir süre yeni uyarım vardır.
Sistem canlanır.
Sonra normalleşir.
Ve eski boşluk tekrar görünür.
Burada problem dışarıdaki şeyin yetersiz olması değildir.
Ondan ontolojik bir görevi yerine getirmesini beklemektir.
Bir partner senden eksik parçanı üretmek zorunda değildir.
Bir meslek sana varlık hissi vermek zorunda değildir.
Para içsel bütünlük oluşturmaz.
Dışarıdaki nesne kendi işini yapar.
İnsan bazen ondan kendi içindeki parçalanmayı çözmesini ister.
Boşluk neden ilişkilerde büyüyebilir?
Bir insan yalnızken boşluk hissedebilir.
Sonra ilişkiye girer.
İlk dönemde boşluk kaybolur.
Dikkat tamamen karşıdaki insana yönelir.
Mesajlar.
Buluşmalar.
Merak.
Arzu.
Yakınlık.
Beklenti.
Alan dolar.
Bir süre sonra ilişki sakinleşir.
İlk yoğunluk azalır.
Ve boşluk geri gelir.
İnsan bunu yanlış okuyabilir.
“Artık onu sevmiyorum.”
“İlişkide bir problem var.”
Belki vardır.
Ama bazen ilişki yalnızca daha önce örttüğü boşluğu artık örtemiyordur.
Burada insan ilk kez şu soruyla karşılaşabilir:
Karşımdaki insanı mı istiyorum, yoksa onun sayesinde hissetmediğim boşluktan mı kaçıyorum?
Bu soru yakınlığı çok daha gerçek hâle getirir.
İçsel boşluk ile yalnızlık aynı şey değildir
Yalnızlık çoğu zaman başka biriyle bağlantı ihtiyacıdır.
Boşluk daha derin olabilir.
İnsan kalabalıkta da boş hissedebilir.
Sevilen biriyle birlikteyken de.
Çünkü boşluk her zaman insan eksikliği değildir.
Bazen kendi varlığıyla temas eksikliğidir.
Bir odada onlarca kişi olabilir.
Ama kendi bedenini duymuyorsan, ne hissettiğini bilmiyorsan, bütün dikkatin dışarıdaysa iç alan boş hissedilebilir.
İnsan kendisine uzaksa kalabalık onu tamamlamaz.
Boşluk aslında alan kaybı mı?
Bazen tam tersidir.
Boşluk insanın alanının geri gelmesidir.
Yıllarca bütün dikkat dışarıya akmıştır.
İnsanların beklentilerine.
İşlere.
Rollere.
Sorunlara.
Sonra bu yönelimlerden bazıları çözülür.
Enerji geri çekilir.
Ama insan kendi alanında durmayı bilmediği için bunu önce:
“Hiçbir şey yok.”
diye algılar.
Oysa aslında dışarıya bağlanmış enerji merkeze dönmeye başlamaktadır.
Bu geçişte boşluk doğal olabilir.
Ezoterik açıdan boşluk neden önemlidir?
Çünkü yeni bir şey ancak boş alanda ortaya çıkabilir.
Bir kap tamamen doluysa içine başka bir şey koyamazsın.
İnsan da yıllarca:
kimliklerle,
fikirlerle,
yargılarla,
korkularla,
hedeflerle,
başkalarının sesleriyle
dolmuş olabilir.
İçsel çalışmada bunların bazıları gevşediğinde alan ortaya çıkar.
İlk aşamada bu kayıp gibi hissedilir.
Ama ezoterik dönüşüm açısından boşluk çok değerlidir.
Çünkü eski düzenin baskısı azalmıştır.
Henüz isim verilmemiş yeni bir yön ortaya çıkabilir.
Boşluk yokluk değil.
Yeni biçimin doğabileceği taşıyıcı alandır.
İnsan boşluğu neden hemen doldurmak ister?
Çünkü boşlukta kimlik zayıflar.
Zihin ne yapacağını bilemez.
Bu yüzden hızlıca bir şey üretir.
Yeni hedef.
Yeni ilişki.
Yeni proje.
Yeni inanç.
Yeni spiritüel sistem.
Yeni öğretmen.
Yeni açıklama.
Böylece boşluk kapanır.
İnsan rahatlar.
Ama aynı zamanda dönüşüm fırsatı da ertelenebilir.
Çünkü eski merkez başka bir içerikle tekrar kurulmuştur.
Bu nedenle bazı dönemlerde insanın yapabileceği en güçlü şey hemen yeni cevap bulmamak olabilir.
Boşluğu taşımak.
Boşluğu taşımak ne demektir?
Pasifleşmek değildir.
Hayattan çekilmek değildir.
Yalnızca hemen kapatmamak.
“Şu anda ne istediğimi bilmiyorum.”
diyebilmek.
“Eski şey artık çalışmıyor ama yenisini bilmiyorum.”
diyebilmek.
Bu cümleler zihin için rahatsız edicidir.
Ama gerçek dönüşüm için değerlidir.
Çünkü insan ilk kez bilmemenin içinde kalmayı öğrenir.
Ve bu bilinmeyen alanın içinde, zihinsel kararın altında daha derin bir yön görünmeye başlayabilir.
Boşluk ile anlamsızlık arasında fark var mı?
Evet.
Anlamsızlık:
“Hiçbir şeyin değeri yok.”
hissine dönüşebilir.
Boşluk ise bazen:
“Eski anlamlar artık bana yetmiyor.”
hâlidir.
Bunlar dışarıdan benzer görünebilir.
Ama iç hareketleri farklıdır.
Anlamsızlıkta sistem kapanabilir.
Boşlukta ise derinde yeni bir şey doğmak istiyor olabilir.
Bu yüzden insan boşluk yaşarken hemen:
“Hayatın anlamı kalmadı.”
sonucuna varmak zorunda değildir.
Belki eski anlam yapısı çözülüyordur.
Eski anlamlar neden çözülür?
Çünkü insan genişledikçe daha önce yeterli olan bazı cevaplar dar gelmeye başlar.
Bir çocuk için hayatın merkezi oyun olabilir.
Gençken kabul görmek.
Daha sonra başarı.
Bir dönemde aile.
Bir başka dönemde üretim.
İnsan değiştikçe anlam da değişir.
Eski anlamın çözülmesi yaşamın bozulması değildir.
Bir kabuğun işlevini tamamlamasıdır.
Problem, insanın eski kabuğu “ben” zannetmesidir.
Kabuğu çatladığında kendisinin de yok olduğunu sanabilir.
Oysa değişen yalnızca biçimdir.
Boşluk neden bazen göğüste hissedilir?
İnsan içsel boşluğu yalnızca zihinsel olarak tarif etmez.
Bazen göğüs bölgesinde fiziksel bir boşluk hissi vardır.
Sanki içeri doğru çökmüş bir alan.
Bazıları karında hisseder.
Bazıları bütün bedende.
Ezoterik açıdan bu, insanın ilişki, aidiyet ve varlık hissini taşıdığı alanların geri çekilmesi şeklinde okunabilir.
Daha önce dış nesnelere bağlanan enerji çekildiğinde bir süre merkez boş hissedilebilir.
Bu boşluk her zaman doldurulması gereken delik değildir.
Bazen yeniden merkezlenmenin geçiş alanıdır.
Boşluk neden enerji eksikliği gibi hissedilir?
Çünkü insanın enerji sistemi yıllardır belirli nesnelere yönelmiştir.
Bir hedef vardı.
Enerji oraya gidiyordu.
Bir ilişki vardı.
Enerji oraya akıyordu.
Bir problem vardı.
Sistem onunla meşguldü.
Bunlar çekildiğinde hareket azalır.
İnsan bunu:
“Enerjim düştü.”
diye yorumlayabilir.
Ama enerji yok olmuş olmayabilir.
Sadece eski kanalına akmıyordur.
Bir nehir yön değiştirirken eski yatağı bir süre kuru görünür.
Enerji de yeni yönünü bulmadan önce durgunluk yaşayabilir.
Boşluk ve sinir sistemi
İnsan sürekli yoğun uyarıma alışmışsa sakinlik bile boşluk gibi hissedilebilir.
Sürekli telefon.
İnsan.
Konuşma.
Müzik.
Çalışma.
Düşünce.
Bütün sistem uyarılmaya alışır.
Birden sessizlik geldiğinde:
“Bir şey eksik.”
hissi oluşabilir.
Oysa eksik olan bir şey olmayabilir.
Sistem ilk kez sürekli uyarılmıyordur.
Bu nedenle bazı meditasyon dönemlerinde insan:
“Çok boş hissediyorum.”
diyebilir.
Belki ilk kez içerideki gürültü azalmıştır.
Ama henüz sessizlikle dost değildir.
Boşluk ile huzur arasındaki ince sınır
İkisi bazen birbirine çok yakındır.
Boşlukta insan:
“Hiçbir şey yok.”
der.
Huzurda:
“Bir şeye ihtiyaç yok.”
der.
Dışarıdan çok benzer iki alan olabilir.
Fark yorumdadır.
Birinde eksiklik.
Diğerinde yeterlilik.
İçsel çalışma derinleştikçe boşluk olarak algılanan bazı alanlar zamanla sessizlik, ferahlık veya genişlik olarak deneyimlenebilir.
Çünkü insan artık her alanı içerikle doldurmak zorunda olmadığını öğrenmiştir.
Kişilik boşluktan neden korkar?
Çünkü kişilik hareketle varlığını hisseder.
Bir şey düşünür.
Bir şey ister.
Bir şeye karşı çıkar.
Birini sever.
Birinden kaçınır.
Sürekli pozisyon alır.
Boşlukta pozisyon azalır.
Bir süre:
“Ben kimim?”
sorusu bile sessizleşebilir.
Kişilik bunu kendi yok oluşu gibi hissedebilir.
Bu nedenle insan boşluk yaklaşınca hemen bir problem üretmeye başlayabilir.
Zihin eski bir tartışmayı açar.
Geleceği düşünür.
Bir eksik bulur.
Birini özler.
Bir hedef yaratır.
Çünkü hareket başladığında “ben” tekrar güçlü hissedilir.
Ontolojik boşluk nedir?
Daha derinden baktığımızda boşluk biçimlerin ortaya çıktığı zemin olabilir.
Bir düşünceden önce ne vardır?
Düşünce belirir.
Bir süre kalır.
Kaybolur.
Sonra başka düşünce gelir.
İki düşünce arasındaki alan nedir?
Bir duygu gelir.
Geçer.
Başka duygu gelir.
Bunların tamamı bir açıklığın içinde ortaya çıkar.
İnsan çoğu zaman ortaya çıkan biçimlere bakar.
Düşünceye.
Duyguya.
Görüntüye.
Ama onları taşıyan alanı fark etmez.
Ezoterik araştırmanın derin aşamasında dikkat biçimlerden taşıyıcı alana döner.
Bu alan “boş” görünür.
Çünkü kendisinin bir şekli yoktur.
Ama bütün şekiller onda belirir.
İşte ontolojik boşluğun sırrı budur:
Boş olduğu için her şeyi taşıyabilir.
İçsel boşluk ile bu alan aynı mı?
Her zaman değil.
Psikolojik eksiklik hissi ile ontolojik boşluk deneyimini birbirine karıştırmamak gerekir.
Ama bazen biri diğerinin kapısı olabilir.
İnsan önce eksiklik yaşar.
Arar.
Doldurmaya çalışır.
Sonra bütün doldurma çabalarının geçici olduğunu görür.
Bir noktada boşluğu bastırmak yerine ona bakar.
Ve eksiklik olarak deneyimlediği alanın altında çok daha geniş bir sessizlik keşfedebilir.
Bu dönüşüm çok önemlidir.
Boşluk yok olmamıştır.
Ama anlamı değişmiştir.
Artık bir delik değildir.
Alan olmuştur.
Olgun insan boşlukla ne yapar?
Hemen doldurmaz.
Korkar ama kaçmak zorunda değildir.
Boşluk geldiğinde:
“Bende bir şey yanlış.”
diye düşünmek yerine dinleyebilir.
Burada hangi eski yapı çekiliyor?
Hangi ihtiyaç artık aynı güce sahip değil?
Ne doğmak için yer istiyor?
Bu sorular boşluğu verimli hâle getirir.
İnsan boşluğu kullanmaz.
Ona izin verir.
Pleiades açısından içsel boşluk
Pleiades perspektifinde içsel boşluk her zaman eksiklik olarak okunmaz.
Bazen eski enerji organizasyonunun çözülmesiyle ortaya çıkan geçiş alanıdır.
Kişi yıllarca:
onay,
ilişki,
başarı,
kontrol,
yoğun düşünce
üzerinden kendisini düzenlemiş olabilir.
Bu yapı gevşediğinde enerji bir süre yönsüz kalabilir.
Burada amaç boşluğu hızlıca kapatmak değil, içeride neyin geri çekildiğini ve hangi kapasitenin ortaya çıkmak istediğini izlemektir.
Boşluk taşıyabildiğinde insan dışarıdaki nesnelere yüklediği tamamlanma görevini yavaş yavaş geri alır.
Enerji merkeze döner.
Ve iç alanda yeni bir düzen oluşmaya başlar.
Neden her şey yolundayken boşluk gelir?
Belki tam da her şey yolunda olduğu için.
Çünkü artık dışarıdaki sorunlar içerideki eksikliği açıklayamıyordur.
İş kötü değil.
İlişki kötü değil.
Hayat kötü değil.
O zaman insan daha temel bir soruyla karşılaşır:
“Peki neden hâlâ tamamlanmış hissetmiyorum?”
Bu soru rahatsız edicidir.
Ama çok değerlidir.
Çünkü insan ilk kez problemi dışarıya yükleyemez.
Dikkat kendi merkezine dönmek zorunda kalır.
Belki boşluğun gerçek daveti budur.
Daha fazla şey edinmek değil.
Daha derine inmek.
Ve bazen insan boşluğun içinde yeterince kaldığında şaşırtıcı bir şey fark eder:
Doldurulması gereken hiçbir delik yoktur.
Sadece yıllardır sürekli doldurulduğu için fark edilemeyen geniş bir alan vardır.
Belki içsel boşluğun en derin sırrı da budur:
Eksiklik sandığın şey, bazen daha büyük bir varoluş alanının ilk kez açılmasıdır.
Bilgilendirme notu: Bu yazıdaki psikolojik, ontolojik ve spiritüel değerlendirmeler Şeref Tolga Kuralay’ın kişisel görüş ve yorumlarıdır. Bilimsel olarak doğrulanmış gerçekler, tanı veya sağlık önerisi olarak sunulmaz.

