Şeref Tolga Kuralay’ın kişisel anlatısı
Ben Pleiades’i Aramadım
Bedenimde başlayan, başka insanlarda karşılığını gördüğüm ve yıllar boyunca deneyimleyerek anlamlandırdığım bir keşfin hikâyesi.
Bu anlatı bir iddiayı kanıtlamak için değil; ellerimde ve bedenimde açılan deneyimi nasıl gözlemlediğimi, insanların geri bildirimleriyle ne öğrendiğimi ve bugün Pleiades dediğim yaklaşımın nasıl biçimlendiğini paylaşmak için var.
İlk an
Her şey, “Bana ne oluyor?” sorusuyla başladı.
2012 yılında bir arkadaş sohbetindeydik. Elimi arkadaşımın başına koyduğumda, birkaç saniye sonra elim kasılmaya ve titremeye başladı. Hareketi ben başlatmamıştım. Ne olduğunu bilmiyordum; bildiğim tek şey, bedenimde gerçek bir şey olduğuydu.
O gün elimde hazır bir cevap yoktu. Sadece beni kendisine bakmaya çağıran bir soru vardı: Bana ne oluyordu? Bu soruyu hemen bir tanımla kapatmak istemedim. Çünkü yaşadığım şey, zihnimin üretebildiği açıklamalardan daha güçlüydü.
Önce anlamaya, sonra gözlemlemeye başladım. Ellerimde açılan hisleri, bedenimde ortaya çıkan hareketleri ve algımdaki değişimleri izledim. Zamanla şunu fark ettim: Bazen bir deneyimi anlayabilmek için ona hemen bir isim vermek değil, onunla yeterince uzun süre kalmak gerekir.
Arayış
Hazır cevapların yetmediği yer
Yaşadığım şeyi bildiğini düşündüğüm insanlara sordum. Herkes başka bir şey söylüyordu. Açıklamalar çoğaldıkça deneyimin kendisi görünmez hâle geliyordu. Ben de bir cevaba tutunmak yerine aynı soruya tekrar tekrar dönmeyi seçtim: Gerçekte ne oluyor?
Bir süre sonra dışarıdan kesin bir cevap beklemeyi bıraktım. Dikkatimi yeniden kendi bedenime, ellerime ve algılarıma yönelttim. Nefesim değiştiğinde ne olduğunu, sessizliğe geçtiğimde hangi hislerin açıldığını, ellerimdeki yoğunluğun nasıl hareket ettiğini gözlemledim.
Bazı anlarda bedenim kendiliğinden hareket ediyor, bazı anlarda ise dışarıdan hiçbir şey görünmese bile içeride güçlü bir algı oluşuyordu. Beni ileri götüren şey büyük cümleler değil; hangi koşulda neyin tekrar ettiğini sakin biçimde izlemek oldu.
“Bilmediğim bir şeyi biliyormuş gibi anlatmak yerine, onun yanında kalmayı öğrendim.”
İçeriye bakmak
Dışarıda kesin bir cevap bulamayınca, içeriye baktım.
Bedenin verdiği yanıtları bir işaret, emir ya da teşhis gibi yorumlamadım. Onları önce birer gözlem olarak tuttum. Bu süreçte yalnız bedenimdeki enerjiyi algılamayı değil, ellerimde hissettiğim enerji ve frekansların nasıl aktive edildiğini, nasıl kullanılabildiğini ve zaman içinde nasıl geliştirilebildiğini de araştırdım.
Başlangıçta ellerimde açılan şey bana yabancıydı. Sonra bu hislerin dikkatle, uygulamayla ve deneyimle daha belirgin hâle gelebildiğini gördüm. Kendi bedenimdeki enerjiyi fark etmeyi, hareketini izlemeyi ve ellerimdeki enerji alanını kendi üzerimde kullanmayı öğrendim.
Pleiades’te “Bedenin Gizli Zekâsı” derken anlattığım şey bu arayışın içinden doğdu. Bu, Pleiades’in öğretisel ve deneyimsel dilidir; bilimsel ya da tıbbi bir mekanizma iddiası değildir.
Hikâyenin tamamı
Başlangıçtan Pleiades’e, kendi sesimle.
İlk deneyimi, cevap arayışını ve çalışma biçiminin nasıl geliştiğini bu 30 dakika 38 saniyelik kayıtta kesintisiz anlatıyorum.
Pleiades’in doğduğu yer
Benzer yanıtları başka insanlarda gördüm.
Bende açılan algı ve hisleri zamanla başka insanlarla yaptığım çalışmalarda gözlemlemeye başladım. Ellerimi kullandığımda bazı insanların bedenlerinde benimkine benzeyen istemsiz hareketlerin ortaya çıktığına tanık oldum. Kimi insanın elleri ya da kolları hareket ediyor, kimi titriyor, kimi derin bir sessizliğe geçiyordu. Bazı deneyimlerse dışarıdan bütünüyle sessizdi.
Herkesin bedeninin aynı biçimde cevap vermediğini gördüm. Görünür hareketlerin bir başarı göstergesi olmadığını; asıl önemli olanın kişinin kendi bedeninde ve iç dünyasında neyi algılamaya başladığı olduğunu anladım.
İnsanların çalışma sırasında hissettiklerini, sonrasında fark ettiklerini ve yaşamlarına döndüklerinde karşılaştıkları değişimleri dinledim. Onların geri bildirimleri ile kendi deneyimimde yaşadığım dönüşümler yan yana geldikçe önümdeki yol daha görünür hâle geldi. Pleiades böylece yalnızca benim başımdan geçen bir olay olmaktan çıktı; yıllara yayılan gözlem, karşılaşma ve uygulamalar içinde biçimlendi.
Yaşayan arşiv
Bir yöntemden önce, karşılaşmalar vardı.
İnsanları dinledikçe yalnızca bedensel tepkilerle değil, hayatlarında tekrar eden hikâyelerle de karşılaştım. Kişiler değişiyor fakat ilişkilerde üstlenilen roller aynı kalıyordu. Ortamlar değişiyor fakat sonuçlar birbirine benziyordu. İnsan neyi değiştirmesi gerektiğini zihinsel olarak bildiği hâlde kendisini yeniden aynı döngünün içinde bulabiliyordu.
İnsan kendi zihninin ötesine nasıl geçebilir? Nedenini bildiği hâlde tekrar yaşadığı döngüleri nasıl kırabilir? Kendi hayatının sorumluluğunu alarak onun efendisi olmayı nasıl öğrenebilir? Bu soruların cevaplarını yalnız okuyarak değil; kendi bedenimde, hayatımda ve insanlarla yaptığım çalışmalarda deneyimleyerek gördüm.
Bugünden baktığımda
Öğretmekten çok, hatırlatmak.
Bugün kişilere bedenlerindeki enerjiyi nasıl algılayabileceklerini, ellerindeki enerji ve frekansları nasıl aktive edip kendi üzerlerinde kullanabileceklerini ve algılarını nasıl hassaslaştırabileceklerini öğretiyorum. Fakat bazen “öğretiyorum” kelimesi bile yaşanan şeyi tam anlatmıyor. Çünkü insan bütünüyle yabancı olduğu bir şeyi dışarıdan edinmekten çok, zaten kendisinde bulunan bir kapasiteyle yeniden karşılaşıyor.
Bu nedenle yaptığım şeyi öğretmek kadar hatırlatmak olarak da görüyorum: İnsanın kendi bedenini duyabileceğini, kendi enerjisini fark edebileceğini ve kendi deneyiminin sorumluluğunu alabileceğini hatırlatmak. Hayatına yalnız düşüncelerinin içinden değil, daha geniş bir algıyla bakabileceğini hatırlatmak.
Pleiades benim için tamamlanmış bir cevap değil; yaşayan bir keşif. Çünkü bazen ihtiyaç duyduğumuz şey yeni bir bilgi değil, zaten içimizde bulunanı yeniden hatırlamaktır.