Ana içeriğe geç

Kendinden Kaçış

Kendinden Kaçmak Ne Demek? Gündelik Hayattaki Sessiz İşaretleri

İnsan çoğu zaman kendinden kaçtığını fark etmez; çünkü kaçış gündelik hayatın içinde sessizce gerçekleşebilir.

Şeref Tolga Kuralay9 dakika okuma
Doğada sessiz bir gözlem anı

İnsan çoğu zaman kendinden kaçtığını fark etmez.

Çünkü kendinden kaçmak, mutlaka şehir değiştirmek, ilişkiyi bitirmek ya da hayatı terk etmek gibi büyük hareketlerle olmaz.

Çok daha sessiz gerçekleşir.

Sürekli meşgul olmakla.

Durmadan konuşmakla.

Telefonu elinden bırakamamakla.

Her boşlukta bir şey açmakla.

Başkasının hayatıyla ilgilenmekle.

Sürekli yeni hedefler koymakla.

Bir ilişki biter bitmez başka ilişkiye girmekle.

Yalnız kalamamakla.

Sessizlikte huzursuz olmakla.

Bir şey hissettiğinde hemen düşünmeye başlamakla.

İnsan dışarıdan son derece aktif görünebilir.

Ama bütün hareketin altında tek bir yön bulunabilir:

Kendi iç alanına dönmemek.

Kendinden kaçmak neden bu kadar kolaydır?

Çünkü dış dünya sürekli bir kaçış imkânı sunar.

Yapılacak işler vardır.

Mesajlar vardır.

İnsanlar vardır.

Haberler vardır.

Videolar vardır.

Sorunlar vardır.

Hedefler vardır.

Zihin bütün bunların arasında sürekli hareket edebilir.

Ve insan bu hareketi “hayat” zannedebilir.

Oysa hareket etmek ile temas etmek aynı şey değildir.

Bir insan bütün gün yüzlerce şey yapabilir ama bir kez bile kendisiyle temas etmeyebilir.

Kendinden kaçışın en güçlü tarafı budur.

Kaçtığını hissettirmez.

Hatta bazen sana çok üretken, çok sosyal, çok başarılı veya çok güçlü olduğunu düşündürür.

İnsan neden kendisiyle kalmak istemez?

Çünkü sessizlikte dışarıdaki gürültü azalır.

Ve içerideki sesler duyulmaya başlar.

Korku.

Öfke.

Eksiklik.

Yalnızlık.

Hayal kırıklığı.

Bastırılmış arzular.

Yıllardır ertelenmiş kararlar.

İnsan çoğu zaman bunlardan kaçmaz.

Bunların görünür hâle gelmesinden kaçar.

Çünkü görünmeyen bir şeyi taşımak kolaydır.

Göründüğü anda ilişki kurmak zorunda kalırsın.

Bir insan yıllarca mutsuz olduğunu bilmeden yaşayabilir.

Ama bir kez gerçekten gördüğünde eski hayatı aynı masumiyetle sürdüremez.

Bu yüzden içsel görme her zaman huzur vermez.

Bazen sorumluluk getirir.

Sürekli meşgul olmak neden kaçış olabilir?

Çünkü meşguliyet içsel alanı susturmanın en kabul gören biçimlerinden biridir.

Çalışıyorsun.

Projeler.

Toplantılar.

Sorumluluklar.

Planlar.

Her şey önemli.

Ama bir gün bütün bunlar durduğunda içinden büyük bir huzursuzluk yükselebilir.

Bu huzursuzluk çoğu zaman iş eksikliğinden değildir.

İşin örttüğü şeyi artık görebiliyor olmandandır.

İnsan bazen çalışmayı sevdiği için değil, durduğunda kendisiyle karşılaşacağı için sürekli çalışır.

Bu durumda başarı bile kaçış aracına dönüşebilir.

Dışarıda yapı büyür.

İçeride temas azalır.

Telefon neden bu kadar güçlü bir kaçış aracıdır?

Çünkü boşluğu birkaç saniye içinde doldurur.

Bir duygu yükselir.

Telefon.

Bir sessizlik oluşur.

Telefon.

Bir karar vermen gerekir.

Telefon.

İçin sıkılır.

Telefon.

Bir insanla yaşadığın şeyin sende ne açtığını hissetmek yerine başka insanların hayatlarına geçersin.

Bu küçük hareket önemsiz görünür.

Ama gün boyunca yüzlerce kez tekrarlandığında insanın kendi iç alanına dönme kapasitesini ciddi biçimde zayıflatabilir.

Kaçış burada dramatik değildir.

Parmak hareketidir.

Ama yön aynıdır:

İçeriden dışarıya.

Sürekli düşünmek de kaçış olabilir mi?

Evet.

Hatta en sofistike kaçış biçimlerinden biridir.

İnsan duygusunu hissetmek yerine onun hakkında düşünür.

Üzüntüyü hissetmez.

Neden üzgün olduğunu analiz eder.

Korkuyu yaşamaz.

Korkunun teorisini kurar.

İlişkiyi hissetmez.

İlişkiyi zihinsel olarak çözer.

Bu yüzden çok farkındalıklı olduğunu düşünebilir.

Ama farkındalık ile analiz aynı şey değildir.

Analiz zihnin olaya yukarıdan bakmasıdır.

Farkındalık ise sistemin içinde olup biteni doğrudan görmektir.

Bir insan duyguları hakkında çok iyi konuşabilir ama onları gerçekten yaşamıyor olabilir.

Zihin, duygunun önünde bir duvar hâline gelebilir.

Kendinden kaçmak neden enerji tüketir?

Çünkü kaçmak sürekli hareket gerektirir.

İçeride bir şey yükselir.

Onu bastırırsın.

Başka yere yönelirsin.

Dikkati değiştirirsin.

Hikâye kurarsın.

Birini suçlarsın.

Kendini meşgul edersin.

Bu süreç sürekli enerji kullanır.

Bir kuvvet yukarı çıkmak ister.

Başka bir kuvvet onu aşağı iter.

Sistem iki yönde çalışır.

Bunun sonucu yorgunluk olabilir.

İnsan:

“Hiçbir şey yapmadım ama çok yorgunum.”

der.

Belki görünür olarak çok şey yapmamıştır.

Ama içeride sürekli bir tutma vardır.

Kendinden kaçış, enerji alanındaki en büyük gizli tüketimlerden biridir.

Kaçtığın şey gerçekten duygu mu?

Her zaman değil.

Bazen kaçtığın şey kendi gücündür.

Bu ilk bakışta garip gelebilir.

İnsan neden gücünden kaçsın?

Çünkü güç sorumluluk getirir.

Bir karar vermek zorunda kalırsın.

Hayır demen gerekir.

Bir ilişkiyi bitirmen gerekir.

Bir yön seçmen gerekir.

Kendini göstermen gerekir.

Başarısız olma riskini alman gerekir.

Bazen güçsüz kalmak daha güvenlidir.

Çünkü o zaman:

“Elimden bir şey gelmiyor.”

diyebilirsin.

Bu yüzden insan sadece acısından kaçmaz.

Kullanmadığı kapasiteden de kaçabilir.

Kendinden kaçışın en sessiz biçimi: başkasında yaşamak

Bir insan bütün dikkatini başka birine verebilir.

Partnerine.

Çocuğuna.

Ailesine.

Bir öğretmene.

Bir gruba.

Sürekli onların ihtiyacını düşünür.

Onların duygusunu takip eder.

Onların kararlarını önemser.

Onların ne hissettiğini anlamaya çalışır.

Dışarıdan bakıldığında çok ilgili ve sevgi dolu görünür.

Ama bir soru sorulduğunda durur:

“Sen ne istiyorsun?”

Bilmiyordur.

Çünkü yıllardır dikkatini dışarıya vermiştir.

Başkasını hissetmek gelişmiştir.

Kendisini hissetmek zayıflamıştır.

Bu durumda sevgi bile kendinden kaçışa dönüşebilir.

Neden başkalarının sorunlarını çözmek isteriz?

Çünkü başkasının problemiyle uğraşmak bazen kendi problemimizden daha kolaydır.

Karşındaki ne yapmalı?

Çok net görürsün.

Kendi hayatında ne yapmalısın?

Bir anda sis başlar.

Bu tesadüf değildir.

Başkasına bakarken kendi savunmaların devrede değildir.

Kendine baktığında ise bütün kimlik sistemi harekete geçer.

Bu yüzden insan bazen “yardım etme” rolünün içinde kendi hayatını erteler.

Başkalarını düzeltir.

Kendisine dokunmaz.

Sürekli ilişki aramak neden kaçış olabilir?

Çünkü bazı insanlar yalnızken kendi merkezlerini hissedemez.

Karşısında biri olunca varlık hissi güçlenir.

Birinin onu istemesi.

Araması.

Mesaj atması.

İlgilenmesi.

Kişiye kendisini gerçek hissettirir.

İlişki bittiğinde yalnızca partner gitmez.

Kişinin kendi varlık hissi de zayıflar.

Bu durumda insan yeni ilişki arar.

Aslında yalnızlıktan değil, kendisiyle kalamama hâlinden kaçıyordur.

Bu nedenle gerçek yakınlık, yalnız kalabilme kapasitesi gelişmeden kolayca bağımlılığa dönüşebilir.

“Ben sosyal biriyim” demek bazen neyi örtebilir?

Gerçekten sosyal olabilirsin.

Ama sürekli insanlarla olmak zorunda olmak başka bir şeydir.

Bir akşam yalnız kaldığında huzursuz oluyorsan,

sessizlik uzadığında birilerini arıyorsan,

kendinle yemek yemek zor geliyorsa,

tatilde bile sürekli birileriyle temas ihtiyacı duyuyorsan,

burada yalnızca sosyallik olmayabilir.

İç alan dış bağlantı olmadan kendi merkezini koruyamıyor olabilir.

İnsanların varlığı seni beslemekten çok seni kendinden uzak tutuyor olabilir.

Gürültü neden bu kadar çekicidir?

Çünkü sessizlik yansıtır.

Gürültü örter.

Müzik sürekli açıksa,

televizyon arka planda duruyorsa,

bir şey dinlemeden yürüyemiyorsan,

uyurken bile ses gerekiyorsa,

sistem sessizlikte ortaya çıkan iç hareketten uzak duruyor olabilir.

Ezoterik açıdan sessizlik yalnızca sesin yokluğu değildir.

İç yapının kendisini göstermeye başladığı alandır.

Bu yüzden bazı insanlar meditasyona başladığında ilk kez ne kadar gürültülü olduklarını fark eder.

Dışarısı sessizdir.

Ama içerisi değildir.

Kendinden kaçmak bedenle bağı nasıl koparır?

Çünkü beden her zaman şimdiye aittir.

Düşünce geçmişe veya geleceğe gidebilir.

Beden gidemez.

Nefes şimdi olur.

Kalp şimdi atar.

Kasılma şimdi hissedilir.

Bu yüzden kendinden kaçmak isteyen zihin bedenden uzaklaşır.

Başta yaşar.

Düşüncede.

Senaryoda.

Planlamada.

Beden ise aşağıda unutulur.

İnsan:

“Ne hissediyorsun?”

sorusuna düşünceyle cevap verir.

“Bence…”

der.

Ama soru düşünce değildir.

Duyumdur.

Kendine dönüş çoğu zaman bedene dönüşle başlar.

Çünkü beden sana hikâyeden önce ne olduğunu söyler.

Kaçışın bedensel işaretleri

Bazen zihin:

“Ben iyiyim.”

der.

Ama beden başka bir şey söyler.

Çene sıkıdır.

Omuzlar yüksektir.

Karın serttir.

Nefes yüzeyseldir.

Göğüste baskı vardır.

İnsan bunu normal kabul etmiştir.

Çünkü yıllardır böyledir.

İçsel çalışma başladığında beden:

“Burada tutuyorsun.”

demeye başlar.

Bu yüzden bazı insanlar meditasyonda ilk kez ne kadar gergin olduklarını fark eder.

Gerginlik meditasyonla oluşmamıştır.

Farkındalıkla görünür hâle gelmiştir.

Kendinden kaçış neden tekrar döngüler üretir?

Çünkü görmediğin yapı değişmez.

Bir ilişkiden kaçarsın.

Yeni ilişki.

Aynı tema.

İş değiştirirsin.

Aynı çatışma.

Şehir değiştirirsin.

Aynı huzursuzluk.

İnsan dışarıdaki sahneyi değiştirerek içerideki yapının değişeceğini düşünür.

Ama içerideki düzen aynı kalınca yeni sahne eski hikâyeyi yeniden üretir.

Kendinden kaçmak bu yüzden döngüyü çözmez.

Sadece dekoru değiştirir.

Kaçış neden spiritüel hâle de gelebilir?

Bu çok önemli.

İnsan gündelik hayattan kaçtığını fark eder.

Sonra spiritüelliğe yönelir.

Meditasyon.

Enerji çalışmaları.

Kamplar.

Ritüeller.

Deneyimler.

Bunların hepsi gerçek dönüşüm araçları olabilir.

Ama aynı zamanda yeni kaçış alanına da dönüşebilir.

İlişkide sınır koymak yerine meditasyon yapar.

Karar vermek yerine “akışta kalır”.

Korkusuyla yüzleşmek yerine “enerjimi koruyorum” der.

Öfkesini anlamak yerine “negatif enerjiye girmiyorum” der.

Gerçeklikle temas etmek yerine sürekli yeni deneyim arar.

Bu durumda yöntem değişmiştir.

Kaçış mekanizması aynı kalmıştır.

Ezoterik yolun en büyük sınavlarından biri budur:

İçsel çalışma seni hayattan uzaklaştırıyor mu, yoksa hayata daha gerçek mi getiriyor?

Gerçek dönüşüm seni daha gerçek yapar

İçsel çalışma ilerledikçe insan daha az rol yapmalıdır.

Daha az kaçmalıdır.

Daha net hissetmelidir.

Daha net istemelidir.

Daha net sınır koymalıdır.

Daha fazla burada olmalıdır.

Eğer yıllarca çalıştıktan sonra insan hâlâ kendi ihtiyaçlarını söyleyemiyor, karar alamıyor, korkularını spiritüel kelimelerle örtüyorsa çalışma henüz yapının derinine inmemiş olabilir.

Çünkü gerçek dönüşüm insanı gökyüzüne çıkarmaz.

Önce yere indirir.

Bedene.

Hayata.

İlişkiye.

Gerçeğe.

Kendine dönmek ne demektir?

Kendi hakkında düşünmek değildir.

Kendini analiz etmek de değildir.

İçeride ne olduğuna temas etmektir.

Şu anda bedenimde ne var?

Şu anda hangi duygu hareket ediyor?

Ben ne istiyorum?

Neden hayır diyemiyorum?

Bu insanın yanında neden küçülüyorum?

Bu kararı gerçekten ben mi istiyorum?

Neyi kaybetmekten korkuyorum?

Bunlar kendine dönüşün sorularıdır.

Cevap hemen gelmek zorunda değildir.

Önemli olan dikkatin dışarıdan içeriye dönmesidir.

Kendine dönmek bencillik değildir

Tam tersine, kendisini bilmeyen insan başkalarıyla daha çok karışır.

Kendi ihtiyacını bilmez.

Başkasından bekler.

Kendi korkusunu görmez.

Karşıdakine yansıtır.

Kendi sınırını bilmez.

Başkasının alanına girer.

Kendine dönmek insanı ilişkiden koparmaz.

İlişkiyi temizler.

Artık başkasını kendi eksikliğini tamamlamak için daha az kullanırsın.

Onunla daha gerçek karşılaşırsın.

Ontolojik açıdan kendinden kaçmak nedir?

İnsanın kendi geniş kapasitesini dar bir kişilik yapısına hapsetmesidir.

İçinde çok daha fazla şey vardır.

Ama yalnızca belirli bölümlerini yaşamaktadır.

Bir taraf korkar.

Ve bütün hayat korkunun çevresinde düzenlenir.

Bir taraf onay ister.

Bütün enerji dışarıya akar.

Bir taraf kontrol ister.

Bütün sistem güvenlik için çalışır.

İnsan daha geniş potansiyeline açılmak yerine bu dar merkezi korur.

Kendinden kaçışın paradoksu budur.

İnsan kendinden kaçarken aslında gerçek kendisinden değil, kendi hakkında kurduğu dar yapının dışına çıkmaktan kaçmaktadır.

Pleiades açısından kendinden kaçış

Pleiades perspektifinde kendinden kaçmak, dikkatin sürekli dışarıda tutulması nedeniyle kişinin kendi iç düzenini okuyamaması hâlidir.

Beden sinyaller verir.

Ama duyulmaz.

Duygular yükselir.

Ama hemen bastırılır.

Aynı döngüler tekrar eder.

Ama sebep dışarıda aranır.

Çalışmanın amacı insanı kendisi hakkında daha fazla düşündürmek değil, kendi alanına geri getirmektir.

Dikkatin bedene dönmesi.

Otomatik savunmaların görünmesi.

Baskın kuvvetlerin fark edilmesi.

Geri planda kalan kapasitelerin açılması.

Kişi kendi alanına yerleştikçe dışarıya bağımlı merkez azalır.

İnsan kendisini başkasının bakışından değil, kendi iç bütünlüğünden yaşamaya başlar.

Kaçmayı bıraktığında ne olur?

İlk başta huzur gelmeyebilir.

Çünkü yıllardır kaçtığın şeyler görünür hâle gelir.

Ama bir süre sonra çok önemli bir değişim olur.

İçindeki hiçbir duygunun seni yok etmediğini görürsün.

Üzüntü gelir.

Geçer.

Korku gelir.

Geçer.

Öfke gelir.

Geçer.

Boşluk gelir.

O da hareket eder.

İnsan yavaş yavaş kendi iç alanını taşıyabileceğini öğrenir.

İşte özgürlük burada başlar.

Kaçacak bir yer bulduğun için değil.

Kaçmana artık gerek kalmadığı için.

Ve belki kendine dönmek tam olarak budur:

Hayatından uzaklaşmak değil.

İlk kez hayatının içinde gerçekten bulunmak.


Bilgilendirme notu: Bu yazıdaki psikolojik, ontolojik ve spiritüel değerlendirmeler Şeref Tolga Kuralay’ın kişisel görüş ve yorumlarıdır. Bilimsel olarak doğrulanmış gerçekler, tanı veya sağlık önerisi olarak sunulmaz.

Şeref Tolga Kuralay

Bilinenin ötesinde bir alternatif: Pleiades

Aldığın bilgi bir başlangıçtır. Pleiades, aynı soruya yalnızca yeni bir açıklama değil, canlı ve kişisel bir deneyim alanı önerir.

Bilinen yaklaşım

Bilgi insanın yaşadığı döngüyü adlandırmasına yardım edebilir; fakat onu görmek ile kendi hayatında karşılaşmak aynı şey değildir.

Pleiades’te alternatif deneyim

Pleiades, hazır bir kişilik yorumu vermek yerine canlı deneyim sırasında sende neyin görünür olduğunu gözlemlemeye alan açan bir alternatiftir.

Pleiades bir sağlık tedavisi değildir ve herkes için aynı deneyimi vaat etmez. Önce yaklaşımı inceleyebilir, sana uygun değilse diğer okuma yollarına dönebilirsin.

Paylaşmak istersen

Bu sayfayı ilgisini çekebilecek biriyle kolayca paylaşabilirsin.