Pleiades’i ilk kez duyan birinin aklına doğal olarak birçok soru gelebilir.
Bu bir meditasyon yöntemi mi?
Enerji çalışması mı?
Nefes çalışması mı?
Kamplarda neden oyunlar var?
Drama ile meditasyonun ne ilgisi var?
Karaoke neden böyle bir çalışmanın parçası?
İnsanlar neden bazen bedenlerinin kendiliğinden hareket ettiğini anlatıyor?
Bir şey hissetmezsem ne olacak?
Bir şeye inanmam gerekiyor mu?
Bütün bunların arkasında ne var?
Pleiades’i ilk kez merak eden birine söylemek istediğim ilk şey şu olurdu:
Buraya belirli bir deneyimi yaşamak için değil, kendi yapının sana nasıl cevap verdiğini görmek için gel.
Çünkü Pleiades’in merkezinde sana ne olması gerektiğinin önceden söylendiği bir deneyim modeli yoktur.
Bir şey yaşamak zorunda değilsin.
Bedeninin hareket etmesi gerekmiyor.
Enerji hissetmek zorunda değilsin.
Ağlaman gerekmiyor.
Sessizleşmen gerekmiyor.
Kendini “spiritüel” olarak tanımlamak da gerekmiyor.
Asıl mesele başka:
Sen farklı koşullar içinde kendini ne kadar görebiliyorsun?
Önce şunu bil: Pleiades tek bir teknik değildir
Pleiades’i yalnızca meditasyon olarak düşünürsen eksik kalır.
Yalnızca nefes çalışması olarak düşünürsen de.
Enerji çalışması dersen yine tamamını anlatmış olmazsın.
Çünkü çalışma farklı kapılardan ilerleyebilir.
Meditasyon.
Nefes.
Beden farkındalığı.
Sessizlik.
Hareket.
Oyun.
Drama.
Müzik.
Karaoke.
Grup etkileşimi.
Bazen doğayla geçirilen zaman.
Bazen sadece hiçbir şey yapmadan kalmak.
Bunların hepsi ilk bakışta birbirinden bağımsız görünebilir.
Ama Pleiades açısından aynı soruya yönelirler:
Farklı koşullar ortaya çıktığında senin iç organizasyonun nasıl değişiyor?
Neden bu kadar farklı çalışma var?
Çünkü insan tek bir durumda kendisini bütünüyle göstermez.
Meditasyonda sakinsindir.
Ama oyunda kaybedince öfkelenirsin.
Sessizlikte merkezindesindir.
Ama insanların önünde konuşman gerektiğinde boğazın kapanır.
Nefeste kendini bırakabilirsin.
Ama gündelik hayatta kontrolü bırakamazsın.
Drama sırasında güçlü bir rolü rahatça oynarsın.
Ama gerçek yaşamda kendi sınırını ifade edemezsin.
İnsan budur.
Farklı koşullarda farklı kuvvetleri ortaya çıkan canlı bir yapı.
Bu nedenle Pleiades’te tek bir hâl “gerçek sen” kabul edilmez.
Hepsi senin farklı koşullar altında görünür hâle gelen parçalarındır.
Pleiades’e gelirken “iyi meditasyon yapmayı” bilmek zorunda değilsin
Hatta daha önce hiç meditasyon yapmamış olabilirsin.
Meditasyon konusunda çok bilgili olman gerekmez.
Nasıl oturacağını bilmek.
Zihnini susturabilmek.
Uzun süre hareketsiz kalabilmek.
Bunlar giriş şartı değildir.
Çünkü meditasyon burada bir performans değildir.
Kendini gözlemleme alanıdır.
Zihnin çok hareketliyse onunla başlarsın.
Bedenin huzursuzsa onunla.
Hiçbir şey hissetmiyorsan onunla.
İlk çalışma zaten mevcut hâlinle başlar.
Bir şeye inanmak zorunda mısın?
Hayır.
Pleiades’i deneyimlemek için önceden belirli bir ezoterik dünya görüşünü kabul etmek zorunda değilsin.
Enerji kavramına nasıl baktığın ayrı bir konudur.
Meditasyonda bedeninde bir değişiklik hissedersen önce o değişiklik vardır.
Bir drama çalışmasında hiç kullanmadığın bir yönünü keşfedersen bu deneyim vardır.
Karaokede görünürlük korkunun bedenindeki karşılığını hissedersen o da vardır.
Bunların yaşanabilmesi için önce bir inanç sistemine katılman gerekmez.
Daha sade bir tutum yeterlidir:
“Ne olacağını bilmiyorum. Deneyimleyip gözlemleyeceğim.”
Pleiades sana ne yaşayacağını söylemez
Bu önemli bir nokta.
İçsel çalışma alanlarında insanlar bazen deneyimi önceden programlayabilir.
“Şurada enerji hissedeceksin.”
“Bedenin şöyle hareket edecek.”
“Şu aşamada bunu yaşayacaksın.”
Böyle beklentiler kişinin kendi gerçek deneyimini duymasını zorlaştırabilir.
Pleiades açısından daha değerli olan, sistemin kendi cevabını vermesidir.
Beden hareket ederse görülür.
Etmezse zorlanmaz.
Duygu açılırsa onunla kalınır.
Açılmazsa üretilmez.
Yoğunluk ortaya çıkarsa gözlemlenir.
Sessizlik varsa o da deneyimin parçasıdır.
Bedenin hareket edebilir
Bunu ilk kez duyan biri için açıklamak önemlidir.
Meditasyon veya nefes çalışmaları sırasında bazı kişilerde spontan hareketler ortaya çıkabilir.
Beden sallanabilir.
Baş hareket edebilir.
Omurga dalgalanabilir.
Eller veya kollar kendiliğinden pozisyon değiştirebilir.
Titreşimler hissedilebilir.
Ama bunlar Pleiades’in hedefi değildir.
Hareketin ortaya çıkması kişiyi “daha açık” veya “daha ileri” yapmaz.
Bedenin verebileceği cevaplardan yalnızca biridir.
Bir başkasında hiçbir hareket olmayabilir.
İki deneyim de geçerlidir.
Hiçbir şey hissetmeyebilirsin
Ve bunun da yanlış bir tarafı yoktur.
Belki ilk çalışmanda hiçbir güçlü bedensel deneyim olmayacak.
Belki birkaç çalışmada da.
Bu seni daha kapalı, başarısız veya yetersiz yapmaz.
Pleiades’i ilk kez deneyimleyen birine özellikle bunu söylemek isterdim:
Başkalarının deneyimini kendine ölçü yapma.
Yanındaki kişi titreyebilir.
Ağlayabilir.
Çok güçlü bir şey anlatabilir.
Sen ise sadece sakinleşmiş olabilirsin.
Senin sistemin başka bir dille konuşuyor olabilir.
Deneyim büyüklüğü başarı değildir
Bu Pleiades’i anlamanın temel anahtarlarından biridir.
Çünkü insan doğal olarak etkileyici deneyimlere değer verir.
Büyük bir enerji hissi.
Yoğun boşalma.
Spontan beden hareketi.
Derin sessizlik.
Ama bunların hiçbiri tek başına dönüşüm değildir.
Gerçek soru daha sonra gelir:
Bu deneyim hayatında neye dönüştü?
Daha net bir sınır mı?
Daha fazla ifade?
Daha az otomatik tepki?
Daha hızlı merkezlenme?
Yoksa sadece hatırladığın güçlü bir deneyim mi?
Buraya kendini “tamir ettirmeye” gelmiyorsun
Pleiades’in insan anlayışında önemli bir fark budur.
İnsan yalnızca sorunlarından oluşmaz.
Korkuları vardır.
Ama cesaret kapasitesi de.
Kontrolü vardır.
Ama bırakma kapasitesi de.
Çekingenliği vardır.
Ama ifade potansiyeli de.
Sertliği vardır.
Ama yumuşaklığı da.
Bu yüzden çalışma sadece:
“Bende ne sorun var?”
sorusuyla ilerlemez.
Bir diğer soru da vardır:
“Bende ne var ama henüz yeterince yaşamıyor?”
Belki sorun sandığın şey tek başına sorun değildir
Örneğin öfke.
İnsan öfkesinden kurtulmak isteyebilir.
Ama öfkenin içinde sınır koyma kapasitesi bulunabilir.
Kontrol.
Belki altında güven ihtiyacı vardır.
Çekingenlik.
Belki görünürlükle ilgili güçlü bir korunma düzenidir.
Pleiades açısından amaç bu kuvvetleri yok etmek değildir.
Ne iş yaptıklarını anlamak ve daha dengeli biçimde kullanılabilir hâle gelmelerine alan açmaktır.
Pleiades seni sürekli sakin yapmayı hedeflemez
Çünkü sürekli sakin olmak insan olmanın tek doğru biçimi değildir.
Bazen güçlü olman gerekir.
Bazen hareket etmen.
Bazen hayır demen.
Bazen görünür olman.
Bazen geri çekilmen.
Bazen kahkaha atman.
Bazen sessiz kalman.
Bütünlük tek bir hâlin sürekli devam etmesi değildir.
Farklı hâller içinde merkezi tamamen kaybetmeme kapasitesidir.
Bu yüzden kampta eğlence olabilir
İlk kez gelen biri bunu şaşırtıcı bulabilir.
Meditasyon kampına geldin.
Sonra oyun başladı.
Kahkaha.
Müzik.
Drama.
Karaoke.
“Bunların içsel çalışmayla ne ilgisi var?”
Aslında oldukça fazla.
Çünkü insanın kontrol ettiği kimliği bazen sessizlik değil, oyun çözer.
Oyun sana ne gösterebilir?
Kaybetmeye ilişkin tepkiyi.
Rekabeti.
Kendini kanıtlama ihtiyacını.
Liderliği.
Geri çekilmeyi.
İş birliğini.
Kontrolü.
Bir oyun çok küçük bir yaşam simülasyonu gibidir.
Sonuçların ağır olmaması insanın daha spontan davranmasına izin verir.
Ve tam bu nedenle gündelik kişiliğin bazı mekanizmaları daha kolay görünür.
Drama neden yapılır?
Senden oyuncu olman beklendiği için değil.
Alışılmış kişiliğinin dışına geçebilmen için.
Belki sürekli yumuşak birisin.
Bir rolde çok güçlü davranıyorsun.
Belki normalde görünmezsin.
Bir anda sahnenin merkezindesin.
Belki sürekli kontrol ediyorsun.
Bu kez tamamen absürt bir karakteri oynuyorsun.
Ve bir şey fark ediyorsun:
“Bu hareket de bende mümkünmüş.”
Drama sana yeni bir insan eklemez.
Mevcut kişiliğinin altında daha geniş bir kapasite olduğunu gösterebilir.
Karaoke neden var?
Çünkü mikrofon küçük bir nesnedir ama çok büyük bir alan açabilir.
İnsanlar sana bakıyor.
Sesin çıkacak.
Hata yapabilirsin.
Komik olabilirsin.
Sesin güzel olmayabilir.
Kendini gösteriyorsun.
Bir anda bütün görünürlük yapın açığa çıkabilir.
Boğaz.
Nefes.
Kalp.
Düşünceler.
Sonra şarkı başlar.
Belki ilk kez korkunun içinde kalıp yine de ifade edebildiğini görürsün.
Bu bazen uzun bir konuşmadan çok daha doğrudan bir deneyimdir.
Pleiades neden neşeyi dışarıda bırakmaz?
Çünkü insanın bastırdığı şey sadece acı değildir.
Bazı insanlar ağlamayı değil, gülmeyi unutmuştur.
Oyun oynamayı.
Saçmalamayı.
Şarkı söylemeyi.
Dans etmeyi.
Kendini ciddiye almamayı.
Yıllarca sorumluluk, kontrol ve performansla yaşamış olabilir.
Bu insanın içsel çalışması her zaman daha fazla ciddiyet olmak zorunda değildir.
Belki onun için en güçlü açılım canlılığın geri dönmesidir.
Nefes çalışmasından ne beklemelisin?
Belirli bir sonuç değil.
Nefes güçlü bir kapı olabilir.
Beden duyumları artabilir.
Duygular hareket edebilir.
Titreşim olabilir.
Spontan hareketler ortaya çıkabilir.
Ama bunların hiçbirinin olması şart değildir.
Nefes çalışmasının amacı bir performans yaratmak değil, kişinin kendi sisteminin nasıl cevap verdiğini görmektir.
Meditasyondan ne beklemelisin?
Belki hiçbir şey.
Bu kötü bir cevap değildir.
Çünkü meditasyonun en önemli taraflarından biri beklentiyi görmektir.
“Bir şey olmalı.”
“Bir şey hissetmeliyim.”
“Zihnim susmalı.”
Belki ilk meditasyonunda fark edeceğin en önemli şey, zihninin sürekli bir sonuç istediğidir.
Bu da kendin hakkında çok önemli bir bilgidir.
Rehber sana ne yapacak?
Pleiades’te rehberi seni “düzelten” veya sana özel güç veren biri olarak düşünmek doğru değildir.
Rehber alanı düzenler.
Çalışmayı yönlendirir.
Gözlemler.
Gerektiğinde yoğunluğu artırabilir veya azaltabilir.
Ama amaç seni kendisine bağlamak değildir.
Zamanla kendi sistemini daha iyi okuyabilmen gerekir.
İyi rehberlik bunu destekler.
Rehberin söylediği her şeyi doğru kabul etmek zorunda mısın?
Hayır.
İçsel çalışma kendi ayırt etme kapasiteni kaybettiğin bir alan olmamalıdır.
Bir öneri verilebilir.
Bir gözlem paylaşılabilir.
Ama senin bedenin, sınırın ve deneyimin önemlidir.
Bir çalışmaya katılmak istemiyorsan bunu ifade edebilmelisin.
Bir şey fazla geliyorsa söyleyebilmelisin.
İçsel özgürlük, kendi “hayır”ını da duyabilmektir.
Pleiades sana hayat kararlarını vermez
Bir ilişkiyi bitirip bitirmeyeceğine.
İşinden ayrılıp ayrılmayacağına.
Nereye taşınacağına.
Hayatının yönüne.
Bunların sorumluluğu sende kalmalıdır.
Çalışma sana bazı örüntüleri gösterebilir.
Ama karar vermek başka bir şeydir.
Pleiades’in amacı iradeni dışarı vermek değil, kendi seçimlerini daha farkında bir yerden yapabilmene yardım etmektir.
Pleiades bir sağlık hizmeti veya terapi değildir
Bunu da ilk kez gelen birinin bilmesi önemlidir.
Çalışmalar sırasında duygular ortaya çıkabilir.
Beden farkındalığı artabilir.
Kişi kendisi hakkında önemli şeyler görebilir.
Ama Pleiades tıbbi veya psikolojik tedavinin yerine konacak bir sistem olarak ele alınmamalıdır.
Kendi alanı deneyimsel içsel çalışma ve farkındalıktır.
Bu sınır çalışmayı küçültmez.
Aksine ne yaptığını daha net hâle getirir.
Peki Pleiades’in amacı ne?
Kendi iç organizasyonunu daha doğrudan görmeye başlamak.
Hangi koşulda kapanıyorum?
Nerede açılıyorum?
Hangi kuvvet bende sürekli baskın?
Hangisini kullanmıyorum?
Nerede kendimi tutuyorum?
Nerede gereğinden fazla kontrol ediyorum?
Nerede görünürlükten kaçıyorum?
Nerede kendimi kaybediyorum?
Bu sorular zamanla kişinin kendi iç haritasını görünür hâle getirebilir.
Pleiades’te “enerji” nasıl düşünülmeli?
Sadece beden çevresindeki görünmez bir alan olarak değil.
Daha geniş bir hareket kapasitesi olarak.
Dikkatin bir yere akması.
Duygunun hareketi.
İradenin eyleme dönüşmesi.
Bedenin tutulması.
İfadenin bastırılması.
Canlılığın açılması.
Bunların hepsi enerji organizasyonu açısından okunabilir.
Bu nedenle “enerji çalışması” denildiğinde yalnızca sıra dışı duyumlar beklemek Pleiades’i daraltır.
Aura veya alan algısını hissetmek zorunda mısın?
Hayır.
Bazı insanlar çevresel ve ilişkisel değişimleri çok belirgin hisseder.
Bazıları daha az.
Bir insanın yanında bedenin gevşeyebilir.
Bir başkasının yanında kapanabilir.
Bu tür farklar zamanla daha net okunabilir.
Ama bunları yaşamak için kendini zorlamaya gerek yoktur.
Algı da bir kapasitedir.
Kendi ritminde gelişir.
Pleiades’e ilk kez gelirken en büyük hata ne olabilir?
Başka birinin deneyimini yaşamaya çalışmak.
Bir arkadaşın anlatmıştır:
“Benim bütün bedenim titredi.”
Şimdi sen onu bekliyorsun.
Başka biri:
“Çok güçlü bir şey hissettim.”
Sen de aynı şeyi arıyorsun.
O anda kendi deneyiminden çıkarsın.
Başka bir insanın hikâyesine girersin.
Pleiades açısından yapılabilecek en değerli şeylerden biri başkasının deneyimini referans olmaktan çıkarmaktır.
Senin sistemin ne söylüyor?
Bir deneyimi hemen açıklamak zorunda değilsin
Bu da önemli.
Bir şey oldu.
Belki ne olduğunu bilmiyorsun.
Sorun değil.
Hemen büyük bir anlam vermen gerekmiyor.
Bazen deneyim birkaç gün sonra başka bir şeyle bağlantı kurar.
Bir beden hareketi.
Sonra bir ilişki farkındalığı.
Sonra drama sırasında aynı tema.
Bir örüntü ortaya çıkar.
Bu yüzden:
“Bilmiyorum.”
içsel çalışmada zayıf bir cevap değildir.
Bazen en açık cevaptır.
Pleiades’e gelirken kendin hakkında özel bilgiye sahip olmak zorunda değilsin
“Kendimi tanımıyorum.”
diyebilirsin.
Zaten çalışma biraz da bunun içindir.
Kendini tanımak, kendin hakkında birçok kavram öğrenmek değildir.
Gerçek zamanlı olarak kendi sistemini fark etmektir.
Bir olay olduğunda.
Bir insanla karşılaştığında.
Sahneye çıktığında.
Oyunda kaybettiğinde.
Sessizlikte kaldığında.
Kendin hakkında asıl bilgi orada ortaya çıkar.
Kamp sırasında her şey “çalışma” olmak zorunda mı?
Hayır.
Bazen sadece eğlenirsin.
Bu da önemlidir.
Her kahkahanın analiz edilmesi gerekmez.
Her şarkının sembolik anlamı olmak zorunda değildir.
Her hareketin yorumlanması gerekmez.
İçsel çalışmanın olgun hâli hayatı sürekli çözülmesi gereken şifreye dönüştürmez.
Bazen yaşam sadece yaşanır.
Bu da bütünlüğün parçasıdır.
Pleiades’i anlamanın anahtarlarından biri: karşıtlıkları birlikte taşıyabilmek
Sessizlik ve müzik.
Meditasyon ve oyun.
İçe dönüş ve görünürlük.
Disiplin ve spontanlık.
Yalnızlık ve grup.
Derinlik ve kahkaha.
Bunlar birbirlerinin düşmanı değildir.
İnsan yapısının farklı kutuplarıdır.
Bir kutupta rahat olup diğerinde kendini kaybediyorsan orada çalışılabilecek bir alan olabilir.
Bütünlük, hayatın yalnızca sevdiğin tarafında rahat olmak değildir.
Bütünlük ne demektir?
Her şeyin mükemmel olması değil.
Her duygunun bitmesi değil.
Her korkunun çözülmesi değil.
Daha çok farklı iç kuvvetleri taşıyabilecek kadar genişlemek.
Korku var.
Ama bütün kararları vermiyor.
Öfke var.
Ama seni tamamen yönetmiyor.
Neşe var.
Ama ona tutunman gerekmiyor.
Sessizlik var.
Ama hayattan kaçış değil.
Güç var.
Ama sertlik olmak zorunda değil.
İşte Pleiades’in yöneldiği insan anlayışı buradadır.
İlk deneyiminden sonra neye bakmalısın?
“Ne kadar güçlüydü?”
sorusundan önce başka şeylere.
Kendimle ilgili ne fark ettim?
Bedenim nasıl cevap verdi?
Nerede zorlandım?
Nerede beklemediğim kadar rahat oldum?
Bir kapasitem beni şaşırttı mı?
Bir alışkanlığım görünür oldu mu?
Çalışmadan sonra yaşamda küçük bir değişiklik fark ettim mi?
Bu sorular Pleiades deneyimini daha doğru yere oturtur.
Kamp bittikten sonra çalışma bitiyor mu?
Hayır.
Hatta bazen asıl çalışma o zaman başlar.
Kampta görünürlük açıldı.
Şimdi iş yerinde kendini ifade edebiliyor musun?
Oyunda kontrolünü gördün.
Şimdi gündelik hayatta fark edebiliyor musun?
Nefeste bir sınır kuvveti açıldı.
Gerçek ilişkide hayır diyebiliyor musun?
İşte deneyim hayatla birleştiğinde anlam kazanır.
Bir sonraki Pleiades deneyimini neden sürekli kovalamamalısın?
Çünkü çalışma sadece kamptaki yoğunlukla var olmamalıdır.
Bir sonraki etkinliğe kadar kendi hayatında ne oluyor?
Bu önemlidir.
Eğer kişi sadece kamp içinde kendisini canlı ve merkezde hissediyor, normal yaşamda tamamen dağılıyorsa henüz entegrasyon gerekir.
Pleiades’in amacı insanı kamp alanına bağımlı yapmak değil, orada açılan kapasitenin hayata taşınmasını desteklemek olmalıdır.
Pleiades sana yeni bir kimlik vermemeli
“Artık Pleiades insanıyım.”
“Ben diğerlerinden farklıyım.”
“Ben daha yüksek bir yerdeyim.”
Böyle bir kimlik çalışmanın yönünü değiştirebilir.
İçsel çalışma insanı yeni etikete hapsetmemelidir.
Tam tersine eski etiketlerin sınırlarını da göstermelidir.
Çünkü sen sadece meditasyon yapan kişi değilsin.
Sadece spiritüel biri de değilsin.
Çok daha geniş bir insan kapasitesi taşıyorsun.
Ontolojik açıdan Pleiades ne yapmaya çalışıyor?
İnsanda potansiyel hâlde bulunan fakat aynı anda görünür olmayan farklı kuvvetlerin deneyim alanına çıkabileceği koşullar oluşturuyor.
Bir kapasite sessizlikte görünür.
Diğeri hareket içinde.
Biri ilişkide.
Biri sahnede.
Biri nefeste.
Biri oyunda.
Bu nedenle insanın farklı deneyimlere verdiği cevaplar, kendi iç bileşiminin aynaları hâline gelir.
Görünmeyen yapı görünür olaylarda kendisini göstermeye başlar.
Pleiades’i ilk kez merak eden birine tek bir şey söylemek gerekseydi
Belki şu olurdu:
Bir şey olmaya çalışma.
Bir deneyimi üretmeye çalışma.
Başkalarının anlattığını tekrar etmeye çalışma.
Kendini kanıtlamaya çalışma.
Sadece kendi sisteminin farklı koşullar altında ne söylediğini gör.
Çünkü belki Pleiades’in asıl konusu enerji, meditasyon, nefes, drama veya karaoke değildir.
Bunların tamamının arkasındaki şeydir:
Sen.
Ama alışkanlıklarınla tanımladığın dar “sen” değil.
Farklı koşullar içinde başka başka kuvvetleri açığa çıkabilen, henüz bütün kapasitesini kullanmayan daha geniş insan yapın.
Ve Pleiades’i ilk kez deneyimleyecek birine bırakılabilecek en sade cümle belki şudur:
Buraya başka biri olmak için gelme; kendin sandığın kişinin ötesinde sende başka nelerin mümkün olduğunu görmek için gel.
Gerçek seans anlarını izle →Bilgilendirme notu: Bu yazı Şeref Tolga Kuralay’ın Pleiades yaklaşımına ilişkin kişisel gözlem, etik yaklaşım, ontolojik ve spiritüel görüşlerini içerir. “Enerji”, “aktivasyon”, “içsel kuvvet” ve benzeri anlatımlar bilimsel olarak doğrulanmış fiziksel mekanizmalar, sağlık sonucu veya garanti olarak sunulmaz. Pleiades bir sağlık hizmeti ya da psikoterapi değildir ve bunların yerine geçmez.

