Pleiades çalışmalarına ilk kez katılan birinin zihninde farkında olmadan bazı beklentiler oluşabilir.
Enerji hissedecek miyim?
Bedenim hareket edecek mi?
Titreşim olacak mı?
Bir şey görecek miyim?
Yoğun bir duygu açılacak mı?
Diğer insanların anlattığı şeyleri ben de yaşayacak mıyım?
Sonra çalışma başlar.
Yanındaki birinin bedeni hareket eder.
Başka biri yoğun sıcaklık hisseder.
Bir başkası ağlar.
Birinin nefesi değişir.
Sen ise oturursun.
Belirgin hiçbir şey yoktur.
Ve zihnin hemen bir sonuç üretir:
“Bende neden olmuyor?”
Pleiades açısından bu sorunun cevabı önemlidir.
Çünkü çalışmanın niteliği, yaşanan fenomenin büyüklüğüyle ölçülmez.
Bir insanın hiçbir belirgin şey hissetmemesi, sisteminde hiçbir şey gerçekleşmediğini göstermez.
Daha önemlisi:
Pleiades’in amacı herkese aynı deneyimi yaşatmak değildir.
Önce “hissetmek” dediğimiz şeyi anlamak gerekir
İnsan “bir şey hissetmek” dediğinde genellikle güçlü ve alışılmadık bir duyumdan söz eder.
Titreşim.
Isınma.
Soğukluk.
Karıncalanma.
Basınç.
Genişleme.
Spontan beden hareketleri.
Yoğun duygu.
Fakat bedenin verdiği cevapların tamamı bu kadar belirgin değildir.
Bazen değişim çok incedir.
Nefes biraz daha rahatlar.
Çene gevşer.
Omuzlar düşer.
Düşünceler arasındaki boşluk biraz artar.
Bedenin bir bölgesi ilk kez fark edilir.
Kişi bunları “deneyim” olarak kaydetmeyebilir.
Çünkü güçlü bir şey beklemektedir.
Bu nedenle bazen:
“Hiçbir şey hissetmedim.”
cümlesinin gerçek anlamı:
“Beklediğim büyüklükte bir şey hissetmedim.”
olabilir.
Her insanın algı eşiği aynı değildir
Bazı insanlar bedenlerindeki en küçük değişimi hemen fark eder.
Bir parmağın sıcaklığı değişse hisseder.
Nefesin ritmindeki küçük farkı görür.
Göğüs bölgesindeki hafif genişlemeyi ayırt eder.
Bazı insanlar ise uzun süre daha büyük sinyalleri bile fark etmeyebilir.
Bu, birinin diğerinden daha gelişmiş olduğu anlamına gelmez.
Sadece içsel algının çalışma biçimi farklıdır.
Nasıl bazı insanlar müzikte çok küçük ton farklarını ayırt edebilirken bazıları edemiyorsa, bedensel ve içsel duyumlara yönelik hassasiyet de kişiden kişiye değişebilir.
Ve bu hassasiyet zaman içinde gelişebilir.
Pleiades deneyimi neden herkeste aynı olmaz?
Çünkü Pleiades tek tip insan varsayımından hareket etmez.
Her insanın iç organizasyonu farklıdır.
Bazı kuvvetler baskındır.
Bazıları geri plandadır.
Bazıları kolayca hareket eder.
Bazıları daha kontrollüdür.
Bazı insanlar bedenden açılır.
Bazıları duygu üzerinden.
Bazıları zihinsel farkındalık üzerinden.
Bazıları ilişki içinde.
Bazıları görünürlük alanında.
Bu nedenle aynı çalışma farklı kişilerde farklı cevaplar oluşturabilir.
Birinin bedeni hareket eder.
Bir başkası çok derin bir sessizliğe girer.
Bir diğeri hiçbir güçlü fenomen yaşamaz ama sonrasında kendisini olağanüstü sakin hisseder.
Hepsi farklı sistem cevaplarıdır.
Bedenin hareket etmemesi ne anlama gelir?
Tek başına hiçbir olumsuz anlam taşımaz.
Çünkü spontan hareket, çalışmanın başarı ölçüsü değildir.
Beden sallanabilir.
Omurga hareket edebilir.
Kollar açılabilir.
Titreşim olabilir.
Ama bunlar ortaya çıkmadığında çalışma “gerçekleşmemiş” olmaz.
Pleiades açısından spontan hareket sistemin olası ifade biçimlerinden yalnızca biridir.
Amaç hareket üretmek değildir.
Bedenin kendi cevabına alan açmaktır.
Ve bazen bedenin cevabı hareketsizliktir.
Sessizlik de bir cevap olabilir
İnsan enerji çalışması denildiğinde hep hareket bekler.
Oysa sistemin ihtiyacı bazen tam tersidir.
Daha az hareket.
Daha az düşünce.
Daha az gerilim.
Daha fazla merkezlenme.
Bir kişi çalışma boyunca neredeyse hiçbir şey hissetmediğini söyler.
Ama sonunda:
“Çok sakinim.”
der.
Bu da bir deneyimdir.
Sadece dramatik değildir.
Bazen insanın sisteminde gerçek değişim, daha fazla fenomen değil gereksiz hareketin azalması olarak ortaya çıkar.
“Bir şey olmadı” derken beden gerçekten ne yaptı?
Bunu anlamak için çalışmanın sadece en yoğun anına değil, öncesi ve sonrasına bakmak gerekir.
Çalışmaya nasıl girdin?
Nefes nasıldı?
Beden ne kadar gergindi?
Zihin ne kadar hareketliydi?
Çalışma bittikten sonra ne değişti?
Daha ağır mı hissediyorsun?
Daha hafif mi?
Daha açık mı?
Daha sakin mı?
Belki fark etmediğin küçük bir düzen değişimi gerçekleşmiştir.
Bu nedenle Pleiades’te deneyim tek bir ana bakılarak okunmaz.
Bir süreç olarak değerlendirilir.
Bazı sistemler neden ilk başta çok kontrollü olabilir?
Çünkü insanın bedeni yıllardır kontrol altında yaşamış olabilir.
Duyguyu gösterme.
Kendini tut.
Düzgün davran.
Ses çıkarma.
Görünür olma.
Hareketini kontrol et.
Böyle bir sistem ilk çalışmada hemen kontrolü bırakmak zorunda değildir.
Hatta yeni bir alana girdiğinde kontrol daha da artabilir.
Kişi farkında olmadan kendisini gözler.
“Bir şey olacak mı?”
“Doğru yapıyor muyum?”
“Bedenim hareket edecek mi?”
Bu gözlem bile sistemi sıkılaştırabilir.
Beklenti bedeni nasıl etkileyebilir?
Bir hareket bekliyorsan sürekli bedeni kontrol edersin.
“Başladı mı?”
“Şimdi bir şey hissettim mi?”
“Bu enerji mi?”
Dikkat açık değildir artık.
Sonuç aramaktadır.
Bu, içsel alanın doğal hareketine müdahale edebilir.
Pleiades açısından çalışmanın daha sağlıklı hâli şudur:
Ne olacağını bilmeden girmek.
Hareket varsa hareket.
Sessizlik varsa sessizlik.
Hiçbir belirgin fenomen yoksa o da deneyimin parçasıdır.
Güven neden önemli olabilir?
Beden yalnızca zihnin kararına göre açılmaz.
Kişi zihinsel olarak:
“Ben hazırım.”
diyebilir.
Ama sistem hâlâ ortamı tanımaya çalışıyor olabilir.
İlk kez bir grupta.
İlk kez böyle bir çalışma içinde.
İlk kez bedensel kontrolü bırakmaya davet ediliyor.
Beden önce alanı gözlemleyebilir.
Bu nedenle bazı insanlar ilk çalışmada çok az şey hissederken ilerleyen çalışmalarda daha belirgin cevaplar yaşayabilir.
Bu bir başarısızlık değildir.
Sistemin kendi ritmidir.
Ama Pleiades’in amacı sonunda herkesi hareket ettirmek midir?
Hayır.
Bu çok önemli.
Bir kişinin haftalar veya aylar boyunca hiç dramatik beden hareketi yaşamaması mümkündür.
Bu onun çalışmadığı anlamına gelmez.
Çünkü Pleiades’in hedefi beden fenomeni üretmek değildir.
Hedef, kişinin kendi yapısını daha geniş biçimde fark edebilmesi ve kullanılmayan kapasitelerine daha fazla erişebilmesidir.
Bu bazen beden hareketiyle olur.
Bazen hiç olmaz.
Kişi “enerjiyi” hissetmiyorsa ne olur?
Enerjiyi yalnızca titreşim veya sıcaklık olarak tanımlarsak insan kendisini kolayca yetersiz hissedebilir.
Oysa Pleiades yaklaşımında enerji daha geniş düşünülebilir.
Dikkat de enerji kullanır.
Kontrol de.
Duygu da.
İrade de.
İfade de.
Bir insanın kendisini sürekli tutmayı bırakması da enerji organizasyonundaki değişimdir.
Bu nedenle:
“Enerjiyi hissetmiyorum.”
demek:
“Sistemimde hiçbir enerji hareketi yok.”
anlamına gelmez.
Belki kişi henüz onu belirli bir bedensel duyum olarak ayırt etmiyordur.
Alan hissi neden zamanla gelişebilir?
İnsan kendi bedenini daha iyi tanıdıkça değişiklikleri daha kolay ayırt eder.
Normal hâlim nasıl?
Bir insanın yanındayken nasıl değişiyorum?
Meditasyondan önce ve sonra fark ne?
Nefes çalışmasında hangi bölgeler belirginleşiyor?
Böylece kişi kendi referans noktasını öğrenir.
Kendi alanını bilmeden değişimi okumak zordur.
İçsel hassasiyet bu nedenle çoğu zaman bir anda ortaya çıkan olağanüstü yetenek değil, dikkatle incelenen bir algı biçimidir.
Pleiades'te neden sadece meditasyona bakılmaz?
Çünkü bir insan meditasyon sırasında çok az şey hissedebilir ama başka bir alanda yapısı son derece görünür olabilir.
Örneğin oyun.
Kişi meditasyonda sakindir.
“Hiçbir şey hissetmiyorum.”
der.
Sonra oyun başlar.
Kaybeder.
Bir anda bedeni gerilir.
Kontrol yükselir.
Rekabet açılır.
Şimdi sistem son derece görünürdür.
Demek ki kişinin kapısı sessiz beden duyumundan değil, ilişkisel hareketten açılıyor olabilir.
Drama başka bir kapı olabilir
Bir insan meditasyonda hiçbir şey yaşamaz.
Sonra drama çalışmasına girer.
Belirli bir rolü oynarken sesi değişir.
Beden dikleşir.
Bir anda güçlü bir ifade ortaya çıkar.
Kişi şaşırır:
“Ben böyle konuşabileceğimi bilmiyordum.”
İşte burada çok önemli bir aktivasyon gerçekleşmiştir.
Meditasyonda görünmeyen kapasite drama içinde görünür olmuştur.
Pleiades’in farklı çalışma biçimlerini bir arada kullanmasının nedenlerinden biri budur.
Karaoke sırasında bir anda her şey değişebilir
Kişi bütün gün:
“Ben hiçbir şey hissetmedim.”
diyebilir.
Akşam karaoke başlar.
Sahneye çıkma sırası yaklaşır.
Bir anda:
Kalp hızlanır.
Avuçlar terler.
Boğaz sıkışır.
Nefes değişir.
Şimdi bedensel algı son derece güçlüdür.
Demek ki beden “kapalı” değildir.
Belirli koşullarda çok güçlü cevap vermektedir.
Burada görünürlük temasına ulaşılmıştır.
Bu nedenle kişinin yapısını yalnızca meditasyon sırasında ne kadar enerji hissettiği üzerinden okumak son derece sınırlı olur.
Bir insanın kapısı eğlence olabilir
Bu da önemlidir.
Bazı insanlar ciddi çalışmalarda daha fazla kontrol eder.
Ama oyun başladığında gevşer.
Müzik geldiğinde beden hareket eder.
Kahkahada nefes açılır.
Dans ederken kendisini bırakır.
Burada uzun süredir tutulmuş canlılık ortaya çıkabilir.
İnsan:
“Ben enerji çalışmalarında hiçbir şey hissetmiyorum.”
diyebilir.
Ama belki onun enerji kapısı neşedir.
Bu nedenle Pleiades bütünsel yaklaşımında eğlence yalnızca mola değildir.
Kişinin başka koşullarda erişemediği yönlerini açabilecek bir alan olabilir.
Bazen hiçbir şey hissetmemek de kişinin örüntüsünü gösterir
Örneğin kişi hayatın tamamında bedeniyle çok az temas hâlindedir.
Duygularını zihinselleştirir.
Her şeyi analiz eder.
“Ne hissediyorsun?”
sorusuna düşünceyle cevap verir.
Böyle bir insanın meditasyonda da bedensel duyumları ayırt etmekte zorlanması şaşırtıcı değildir.
Bu durumda “hiçbir şey hissetmiyorum” bir başarısızlık değil, önemli bir gözlemdir.
Kişinin bedensel algı kapasitesinin geliştirilmesi gereken bir alan olabileceğini gösterir.
Bir başka ihtimal: sürekli dışarıya dönük dikkat
Bazı insanlar sürekli çevreyi okur.
İnsanların yüz ifadeleri.
Ses tonları.
İhtiyaçları.
Beklentileri.
Ortam.
Dikkat hep dışarıdadır.
Kendi bedenine döndüğünde ise fazla veri alamaz.
Çünkü bu yönelim alışılmamıştır.
İçsel çalışma burada yeni bir dikkat yönü oluşturur:
Dışarıdan içeriye.
Başlangıçta sessizlik olabilir.
Zamanla daha ince katmanlar görünür.
“Kapalıyım” demek neden gereksiz bir kimlik yaratabilir?
Çünkü insan birkaç deneyimden sonra kendisine kolayca etiket verebilir.
“Ben enerjiyi hissedemiyorum.”
“Ben kapalıyım.”
“Bende olmuyor.”
Sonra her yeni çalışmaya bu kimlikle girer.
Ve farkında olmadan kendi algısını da bu beklentiyle sınırlar.
Daha açık ifade şudur:
“Şu anda belirgin bir şey ayırt etmiyorum.”
Bu cümle geleceği kapatmaz.
Bugünkü deneyimi tanımlar.
Pleiades’te kişi başkalarıyla kıyaslanmalı mı?
Hayır.
Çünkü farklı sistemlerin dışarıdan görünen cevaplarını karşılaştırmak anlamlı değildir.
Bir kişinin bedeni çok hareket ediyor olabilir.
Ama bu onun daha derin dönüşüm yaşadığı anlamına gelmez.
Bir diğeri sessizdir.
Ama hayatında çok temel değişiklikler oluşabilir.
Pleiades açısından deneyimlerin hiyerarşisi kurulmaz.
Titreşim yaşayan daha ileri değildir.
Hiçbir şey hissetmeyen daha geri değildir.
Her iki deneyim de kişinin kendi yapısının verisidir.
Grup içinde kıyaslama neden kolay oluşur?
Çünkü diğerlerinin deneyimlerini görürsün.
Birinin bedeni sallanıyor.
Bir diğeri ağlıyor.
Sonra kendine bakıyorsun.
Hiçbir şey.
Zihin:
“Demek ki bende sorun var.”
diyor.
Ama başka insanların görünür deneyimiyle kendi görünmeyen sürecini karşılaştırıyorsundur.
Bu adil bir karşılaştırma değildir.
İçsel çalışma dışarıdan izlenen bir yarış değildir.
Bazen en sessiz kişi en büyük davranış değişimini yaşayabilir
Kampta çok az şey olmuş gibi görünür.
Kişi eve döner.
Bir hafta sonra yıllardır söyleyemediği bir şeyi söyler.
Bir sınır koyar.
Bir karar verir.
Kendisine zarar veren eski bir davranışı tekrar etmez.
Şimdi dönüp baktığında çalışma sırasında görünmeyen bir şeyin sonradan fiile geçtiğini görebiliriz.
İşte Pleiades açısından önemli olan budur.
Deneyim her zaman anında mı ortaya çıkar?
Hayır.
Bazı süreçler gecikmeli çalışabilir.
Bir çalışma yapılır.
Kişi:
“Bir şey olmadı.”
der.
Gece rüyaları değişebilir.
Ertesi gün bir duygu belirginleşebilir.
Bir hafta sonra bir ilişki içinde yeni farkındalık ortaya çıkabilir.
Çünkü insanın iç organizasyonu tek bir çalışma anına sıkışmaz.
Süreç sonrasında da devam edebilir.
Deneyimin gecikmesi ne demektir?
Potansiyelin hemen görünür forma geçmemesidir.
Bir şey içeride hareket etmiştir.
Ama henüz davranış veya belirgin duyum hâline gelmemiştir.
Tohum örneği burada yine önemlidir.
Toprağa bir şey olur.
Yüzey hâlâ aynıdır.
Bir süre sonra filiz çıkar.
İçsel süreçlerde de görünmeyen aşamalar olabilir.
Peki gerçekten hiçbir değişiklik yoksa?
Bu da mümkündür.
Her çalışma her kişide aynı anda anlamlı karşılık oluşturmak zorunda değildir.
Bir yöntem kişinin mevcut ihtiyacına dokunmamış olabilir.
Yoğunluk uygun olmayabilir.
Kişinin kapısı başka bir çalışma biçimi olabilir.
Pleiades’in bütünsel yaklaşımının değeri burada ortaya çıkar.
Tek bir deneyim biçiminde ısrar edilmez.
Kişinin farklı koşullardaki cevaplarına bakılır.
Ama kişi zorla bir şey hissetmeye çalışmamalıdır
Bu en önemli konulardan biridir.
Beden hareket etmiyorsa hareket ettirmemek.
Titreşim yoksa hayal etmemek.
Duygu gelmiyorsa üretmemek.
Çünkü bir şey yaşama ihtiyacı arttığında gerçek deneyim ile beklenti birbirine karışabilir.
Pleiades açısından sahici deneyim üretilemez.
Koşullar oluşturulur.
Sonra ne varsa onunla çalışılır.
“Bir şey hissetmeliyim” düşüncesinin kendisi de çalışma olabilir
Bu beklentinin altında ne var?
Başarılı olmak mı?
Diğerlerinden geri kalmamak mı?
Çalışmanın işe yaradığını kanıtlamak mı?
Özel bir şey yaşamak mı?
Birinin onayını almak mı?
Bazen insanın yaşadığı en önemli şey, hiçbir şey hissetmemesine verdiği tepkidir.
Sabırsız mı oluyor?
Kendini küçümsüyor mu?
Karşılaştırıyor mu?
Bunlar da içsel örüntüdür.
Pleiades neden fenomen değil örüntü okur?
Çünkü tek bir fenomen çok az bilgi verir.
Beden hareket etmedi.
Peki başka alanlarda?
Karaokede ne oluyor?
Oyunda?
Drama çalışmasında?
İlişkilerde?
Nefeste?
Görünür olduğunda?
Sessizlikte?
Bu verilerin birlikte okunması kişinin daha gerçek haritasını oluşturur.
Bir deneyimin yokluğu bütün sistem hakkında hüküm vermeye yetmez.
Ontolojik açıdan hiçbir şey hissetmemek ne anlama gelebilir?
Potansiyelin henüz görünür biçime geçmemiş olması.
Ya da görünür formun kişinin dikkat eşiğinin altında kalması.
İçeride bir kapasite vardır.
Ama henüz bedende belirgin duyum, duygu veya davranış hâline gelmemiş olabilir.
Bu nedenle görünmeyen ile yok olan aynı şey değildir.
Ezoterik çalışma açısından bu ayrım önemlidir.
Pleiades’in yaklaşımı burada neden farklıdır?
Çünkü amaç herkeste aynı enerji fenomenini üretmek değildir.
Amaç kişinin kendi yapısının dilini öğrenmesidir.
Bir insan beden üzerinden öğrenir.
Bir başkası ilişkiden.
Bir başkası oyundan.
Bir diğeri sessizlikten.
Bu nedenle:
“Hiçbir şey hissetmedim.”
cümlesine hemen:
“Bir sorun var.”
diye cevap verilmez.
Daha doğru soru şudur:
“Sisteminin hangi koşullarda daha görünür hâle geldiğine baktık mı?”
Gerçek ölçü yine gündelik hayattır
Pleiades deneyiminden sonra şuna bak.
Kendini daha erken fark ediyor musun?
Bir olay karşısında küçük de olsa yeni bir boşluk oluşuyor mu?
Bedenin hakkında daha fazla bilgi var mı?
Daha önce göremediğin bir davranış örüntüsünü fark ettin mi?
Bir sınır daha belirgin mi?
Bir ifade daha kolay mı?
Belki çalışma sırasında hiçbir şey hissetmedin.
Ama hayat içinde bir şey değişmeye başladı.
İşte deneyimin anlamı bazen orada ortaya çıkar.
Pleiades açısından “başarılı deneyim” nedir?
En çok titreşmek değil.
En yoğun enerjiyi hissetmek değil.
En çok ağlamak değil.
En sıra dışı deneyimi yaşamak da değil.
Başarılı deneyim, kişinin kendi sistemini biraz daha doğrudan görebildiği deneyimdir.
Bazen bunun içinde büyük fenomenler vardır.
Bazen hiçbir fenomen yoktur.
Ama insan kendisine biraz daha yaklaşmıştır.
Belki hiçbir şey hissetmemenin sana öğreteceği şey de vardır
Sonuç aramadan kalabilmek.
Kendini başkasıyla kıyaslamamak.
Bedenin ritmine güvenmek.
Bir fenomen yaşamadığında kendi değerini sorgulamamak.
Ve ne olacağını bilmeden deneyime açık kalmak.
Bunların her biri çok temel içsel kapasitelerdir.
Bu nedenle Pleiades deneyiminde hiçbir şey hissetmediğinde ilk soru:
“Bende neden çalışmıyor?”
olmak zorunda değildir.
Belki daha doğru soru şudur:
“Ben yalnızca büyük işaretleri mi bekliyorum, yoksa sistemimin bana çok daha ince bir dille ne söylediğini duymayı henüz yeni mi öğreniyorum?”
Farklı gerçek seans anlarını izle →Bilgilendirme notu: Bu yazı Şeref Tolga Kuralay’ın Pleiades deneyimlerine ilişkin kişisel gözlem, etik yaklaşım ve spiritüel yorumlarını içerir. Bir duyumun varlığı ya da yokluğu bilimsel bir ölçüm, tanı, tedavi sonucu veya çalışmanın etkisine dair garanti olarak sunulmaz. Süren ya da kaygı veren bedensel veya ruhsal belirtilerde yetkili sağlık uzmanının değerlendirmesi önceliklidir.

