Ana içeriğe geç

Pleiades’i Anlamak

Meditasyon Sana Bir Şey Eklemek Zorunda Değil

Meditasyon insana yeni bir kimlik eklemekten çok, taşıdığı fazlalıkları görünür kılabilir.

Şeref Tolga Kuralay11 dakika okuma
Pleiades çalışmasında rehberlik anı

İnsan meditasyona çoğu zaman bir eksiklik duygusuyla başlar.

Daha sakin olmak ister.

Daha güçlü.

Daha dengeli.

Daha sezgisel.

Daha farkında.

Daha huzurlu.

Daha “yüksek” bir hâle ulaşmak ister.

Sanki mevcut insan yetersizdir ve meditasyon ona olmayan bir şeyi ekleyecektir.

Yeni bir kapasite.

Yeni bir enerji.

Yeni bir kimlik.

Yeni bir seviye.

Ama meditasyona başka bir yerden de bakabiliriz.

Belki meditasyon sana sürekli yeni bir şey eklemek için değil, zaten sende bulunan fakat üzeri örtülmüş olanı görünür hâle getirmek için vardır.

Bu bakış değiştiğinde meditasyonun bütün anlamı değişir.

Artık mesele daha fazla olmak değildir.

Gereksiz olanın azalmasına izin vermektir.

İnsan neden sürekli kendisine bir şey eklemek ister?

Çünkü hayatın büyük bölümü edinme üzerine kuruludur.

Bilgi edin.

Para kazan.

Statü kazan.

Beceri geliştir.

Daha iyi görün.

Daha çok üret.

Daha fazla deneyim yaşa.

Bu mantık bir süre sonra içsel çalışmaya da taşınır.

“Daha fazla enerjiye ihtiyacım var.”

“Sezgilerimi geliştirmeliyim.”

“Farkındalığımı yükseltmeliyim.”

“Meditasyon seviyemi ilerletmeliyim.”

Böylece meditasyon bile mevcut benliğin genişleme projesine dönüşür.

Oysa belki asıl mesele bu “ben”in daha fazla güçlenmesi değildir.

Onun gereğinden fazla kapladığı alanın biraz gevşemesidir.

Belki eksik değilsin, dağılmışsın

Bu iki durum aynı değildir.

Eksik olduğunu düşündüğünde dışarıdan bir şey ararsın.

Dağılmış olduğunu fark ettiğinde ise kendi enerjini geri toplamaya başlarsın.

Bir kısmın geçmişte.

Bir kısmın gelecekte.

Bir kısmın insanların senin hakkında ne düşündüğünde.

Bir kısmın kontrol etmeye çalıştığın olaylarda.

Bir kısmın korkularında.

Bir kısmın sürekli tekrarladığın düşüncelerde.

Sonra kendini yorgun ve boş hissedersin.

Ve:

“Daha fazla enerjiye ihtiyacım var.”

dersin.

Belki ihtiyacın olan yeni enerji değildir.

Zaten sahip olduğun enerjinin dağılmasının azalmasıdır.

Meditasyon bu nedenle bir ekleme pratiğinden çok bir geri toplama hareketi olabilir.

Sessizlik sana ne ekler?

Hiçbir şey.

Ama birçok şeyi azaltabilir.

Gereksiz zihinsel hareketi.

Sürekli açıklama ihtiyacını.

Kendini kanıtlama çabasını.

Bir şey olma zorunluluğunu.

Her deneyime anlam verme ihtiyacını.

Sessizlikte yeni bir kişilik kazanmazsın.

Tam tersine, sürekli ürettiğin bazı kişilik katmanları geçici olarak geri çekilebilir.

Ve onların altında zaten bulunan daha sade bir hâl görünür.

Bu nedenle sessizlik bazen insana:

“Bir şey kazandım.”

hissi değil,

“Bir yük azaldı.”

hissi verir.

Meditasyon neden bazen hafifleme gibi yaşanır?

Çünkü insan fark etmeden çok fazla şey taşır.

Kendi hakkındaki fikirleri.

Başkalarının beklentileri.

Geçmişte verilmiş kararlar.

“Ben böyle biriyim.”

“Bunu yapamam.”

“Bana böyle davranılır.”

“Güçlü olmak zorundayım.”

“Kimseye güvenmemeliyim.”

Bu cümlelerin her biri iç dünyada enerji kullanır.

Meditasyon sırasında insan düşünceleri susturmaya çalışmak yerine onları görmeye başladığında bu yapıların mutlak gerçek olmadığını fark edebilir.

Düşünce hâlâ vardır.

Ama artık taşıdığı ağırlık azalır.

İşte bu nedenle meditasyon insana bir şey eklemeden de yaşamını değiştirebilir.

Kendini geliştirmek ile kendini görmek aynı şey değildir

Kendini geliştirme fikrinin içinde çoğu zaman gizli bir yargı vardır:

“Şu an olduğum hâlim yeterli değil.”

Bu yargı bazen insanı yıllarca koşmaya zorlar.

Yeni eğitim.

Yeni teknik.

Yeni kamp.

Yeni kitap.

Yeni yöntem.

İnsan sürekli kendisinin gelecekteki daha iyi versiyonuna ulaşmaya çalışır.

Ama o gelecek hiçbir zaman gelmez.

Çünkü ulaştığın her yerde yeni bir eksiklik bulunur.

Meditasyon başka bir kapı açabilir:

Şu anda var olanı değiştirmeden önce gerçekten görebilir miyim?

Bu çok daha zor olabilir.

Çünkü görmek, hemen müdahale etmemeyi gerektirir.

Neden kendimizi hemen düzeltmek istiyoruz?

Bir öfke görüyoruz.

“Bunu aşmalıyım.”

Korku.

“Bundan kurtulmalıyım.”

Kıskançlık.

“Böyle hissetmemeliyim.”

Zihin anında düzeltme moduna geçiyor.

Ama bir kuvveti anlamadan ortadan kaldırmaya çalışmak, onun daha derine çekilmesine neden olabilir.

Meditasyonun ilk hareketi düzeltmek değil, görmek olabilir.

Öfke nasıl geliyor?

Bedende nerede başlıyor?

Hangi durumda aktive oluyor?

Ne koruyor?

Korku ne yapmak istiyor?

Neyi önlemeye çalışıyor?

İnsan kendi içindeki kuvvetleri görmeye başladığında bazı şeyler zorlamadan değişir.

Çünkü farkındalık, yapının kendi kendisini yeniden düzenlemesine alan açar.

Meditasyon seni “iyi” biri yapmak zorunda değil

Bu da önemli bir yanılsamadır.

Meditasyon yapan insan sakin olmalı.

Hep anlayışlı.

Hep pozitif.

Hep yumuşak.

Hiç öfkelenmemeli.

Böyle bir beklenti meditasyonu yeni bir karakter maskesine dönüştürebilir.

İnsan öfkesini bastırır.

Sınır koymaz.

Gerçek duygularını “spiritüel değil” diye reddeder.

Dışarıdan sakin görünür.

Ama içeride büyük gerilim birikir.

Gerçek içsel çalışma insanın yalnızca yumuşak taraflarını büyütmez.

Gücünü de görünür kılar.

Öfkesini.

İradesini.

Arzusunu.

Sınırlarını.

Karanlık kabul ettiği yönlerini.

Çünkü bütünlük, yalnızca sevdiğin özelliklerin birleşmesi değildir.

Bütünlük daha fazla özellik kazanmak değildir

İnsanın içinde zaten birçok kuvvet vardır.

Bazıları çok kullanılır.

Bazıları geri planda kalır.

Bazıları bastırılır.

Bazıları yalnızca belirli koşullarda açılır.

Örneğin çok yumuşak görünen bir insanın içinde güçlü bir irade bulunabilir ama kullanılmıyordur.

Çok kontrolcü birinin içinde büyük bir teslimiyet kapasitesi bulunabilir ama ona güvenmiyordur.

Çekingen birinin içinde güçlü ifade potansiyeli vardır.

Meditasyon burada insana dışarıdan yeni özellikler eklemek zorunda değildir.

Mevcut bileşimin içindeki kullanılmayan kapasiteleri görünür hâle getirebilir.

Potansiyel zaten varsa neden açığa çıkmıyor?

Çünkü bazı kuvvetler diğerlerinden daha baskın olabilir.

Kontrol o kadar güçlüdür ki spontanlık alan bulamaz.

Korku o kadar baskındır ki irade geri çekilir.

Başkalarının onayı o kadar önemlidir ki bireysel ifade gelişemez.

Zihin o kadar aktiftir ki bedenin sesi duyulmaz.

Bu durumda insan:

“Bende cesaret yok.”

diyebilir.

Belki cesaret yok değildir.

Kullanılabilir durumda değildir.

Bu çok farklıdır.

Meditasyonun amacı sıfırdan cesaret üretmek değil, onu örten yapıyı görünür kılmak olabilir.

Heykeltıraş metaforu

Bir heykeltıraşın taş bloktan bir figür çıkardığını düşün.

Heykelin ortaya çıkması için taşa yeni taş parçaları eklemez.

Tam tersine çıkarır.

Fazlalıkları kaldırır.

Şekli örten kısımları azaltır.

İçsel çalışma da bazen buna benzer.

Sürekli yeni şeyler eklemeye çalışıyoruz.

Yeni kavramlar.

Yeni kimlikler.

Yeni yöntemler.

Oysa belki ortaya çıkması gereken şey zaten yapıdadır.

Sorun yokluğu değil, üzerinin örtülü olmasıdır.

Meditasyonun inceliği burada başlar:

Her zaman eklemek yerine bazen eksiltmek.

Neler eksilebilir?

Gereksiz kontrol.

Kendini sürekli açıklama ihtiyacı.

Her düşünceye inanmak.

Başkalarının bakışında yaşamak.

Her duygudan kaçmak.

Sürekli sonuç aramak.

Bir şey olmaya çalışma zorunluluğu.

Bunlar azaldığında geriye boş bir insan kalmaz.

Tam tersine daha doğal kapasite görünür hâle gelebilir.

Çünkü enerji artık savunmaları taşımak için sürekli kullanılmıyordur.

Meditasyon neden bazen daha fazla enerji verir?

Belki gerçekten enerji alanında bir hareket oluşmuştur.

Ama başka bir açıklama daha vardır:

Enerji kaybı azalmıştır.

Saatlerce aynı konuşmayı zihninde tekrar etmiyorsun.

Birinin seni nasıl gördüğünü sürekli düşünmüyorsun.

Her şeyi kontrol etmeye çalışmıyorsun.

Bedenin sürekli savunma hâlinde değil.

Bunların her biri büyük miktarda enerji kullanır.

Bu hareket azaldığında insan:

“Enerjim arttı.”

der.

Belki yeni enerji eklenmemiştir.

Mevcut enerji artık daha az sızıyordur.

Meditasyon sana huzur mu ekler?

Belki huzur da eklenen bir şey değildir.

Huzursuzluğu üreten hareket azaldığında kalan hâl olabilir.

Sürekli geleceği kontrol etmeye çalışıyorsun.

Bu azaldı.

Geçmişi tekrar tekrar yaşıyorsun.

Bu azaldı.

Kendinle sürekli tartışıyorsun.

Bu azaldı.

Sonra sessizlik beliriyor.

İnsan:

“Huzur geldi.”

diyor.

Belki huzur bir yerden gelmedi.

Onu örten gürültü azaldı.

Bu ayrım ezoterik açıdan çok önemlidir.

Çünkü insanın aradığı birçok şeyin dışarıdan alınması gereken bir nesne olmadığını gösterir.

“Yüksek frekans” arayışı neden yorucu olabilir?

İnsan sürekli daha yüksek bir hâlde kalmaya çalıştığında mevcut deneyimi reddetmeye başlar.

Bugün yorgun.

“Enerjim düştü.”

Öfkelendi.

“Frekansım düştü.”

Üzüldü.

“Yüksek hâlimi kaybettim.”

Böylece insan kendisini sürekli izler ve değerlendirir.

Bu da yeni bir kontrol sistemidir.

Olgun içsel çalışma tek bir hâlde kalmak değildir.

Çeşitli hâller içinde merkezi kaybetmemeyi öğrenmektir.

Neşe gelir.

Geçer.

Üzüntü gelir.

Geçer.

Enerji yükselir.

Azalır.

Sessizlik gelir.

Sonra zihin hareketlenir.

Bunların hepsi alanın içindeki hareketlerdir.

Sabit bir “yüksek hâl” neden mümkün olmayabilir?

Çünkü hayat hareketlidir.

İnsan da öyle.

Sürekli aynı duygu hâlinde kalmak canlılığın doğasına uymaz.

Gerçek derinlik değişmez bir ruh hâli üretmez.

Değişen hâlleri taşıyabilecek daha geniş bir merkez açar.

Bu nedenle gelişmiş meditasyon insanı her zaman sakin göstermez.

Ama kişi öfkenin içinde kaybolmayabilir.

Üzüntünün içinde kendisini tamamen yitirmeyebilir.

Neşeye de tutunmayabilir.

Alan genişlemiştir.

Meditasyon deneyim eklemek zorunda mı?

Hayır.

Bazen meditasyon hiçbir özel deneyim vermez.

Ve bu çok değerlidir.

Çünkü insan sürekli deneyim tüketmeye alışmıştır.

Yeni bir şey.

Yeni bir heyecan.

Yeni bir açılım.

Meditasyonda hiçbir şey olmadığında bu mekanizma görünür.

Zihin:

“Boşa mı oturdum?”

der.

İşte tam burada soru değişebilir:

Neden bir şey olması gerekiyor?

Neden sadece burada olmak yeterli değil?

Bu soru insanın bütün yaşam biçimini açabilir.

Çünkü insan sürekli gelecekteki kendisini arıyor

Şu anki ben değil.

Daha iyi ben.

Daha farkında ben.

Daha başarılı ben.

Daha spiritüel ben.

Bu arayışın sonu yoktur.

Çünkü gelecekteki ben her ulaştığında biraz daha ileri taşınır.

Meditasyon bazen insanı bu sonsuz projeden çıkarır.

“Bir dakika.”

“Şu anda burada olan ne?”

Bu çok sade soru, bütün gelişim fikrini tersine çevirebilir.

Pleiades çalışmalarında neden sadece meditasyon yok?

Çünkü insanın üzerine eklenmiş katmanlar sadece sessizlikte görünmez.

Oyun sırasında da görünür.

Drama sırasında da.

Nefeste.

Karaokede.

Grup ilişkilerinde.

Örneğin insan:

“Ben özgürüm.”

diyor.

Sonra karaoke başlıyor ve görünür olmaktan korkuyor.

Burada meditasyona yeni bir yetenek eklemek gerekmez.

Sadece mevcut korku görünür olmuştur.

Drama sırasında:

“Ben güçsüzüm.”

diyen insan başka bir karaktere geçtiğinde çok güçlü bir ifade ortaya çıkarabilir.

Burada güç dışarıdan verilmemiştir.

Zaten mevcut olan kapasiteye geçici olarak erişilmiştir.

Oyun neden “ekleme değil açığa çıkarma” yaklaşımını çok net gösterir?

Çünkü oyunda insan hiç bilmediği yönlerini gösterebilir.

Spontanlık.

Liderlik.

Yaratıcılık.

Rekabet.

İş birliği.

Mizah.

Bunlar eğitmen tarafından kişiye eklenmez.

Koşullar oluşur.

Ve yapı içindekini gösterir.

İçsel çalışmanın temel mantığı da budur:

Doğru alanı kur.

Doğru kapıya dokun.

Sonra sistemin içinde zaten bulunan potansiyelin nasıl cevap verdiğini gör.

Drama bize kişiliğin sabit olmadığını gösterir

Bir role giriyorsun.

Sesin değişiyor.

Duruşun değişiyor.

Bedenin değişiyor.

Enerjin değişiyor.

Beş dakika önce:

“Ben böyle biri değilim.”

dediğin bir davranışı gerçekleştiriyorsun.

Bu bize şunu gösterir:

Kişilik bütün kapasiten değildir.

Kişilik, kapasitenin alışkanlık hâline gelmiş küçük bir bölümüdür.

İnsan kendi kişiliğine fazla inandığında diğer bütün ihtimalleri görünmez kılar.

Meditasyon ve benzeri çalışmalar bu sabit kimlik algısını gevşetebilir.

Karaoke sana ses eklemez

Sesin zaten vardır.

Ama belki onu kullanmıyorsundur.

Görünürlük kapasiten vardır.

Ama korku onu tutuyordur.

Sahneye çıktığında beden titrer.

Boğaz sıkışır.

Sonra şarkı başlar.

Bir süre sonra ses açılır.

Burada kimse sana yeni bir ifade kapasitesi vermemiştir.

Var olanın önündeki tutuş geçici olarak gevşemiştir.

Bu, içsel dönüşümün çok iyi bir metaforudur.

Nefes sana hayat enerjisi mi verir?

Nefes yaşamın temel hareketlerinden biridir.

Ama nefes çalışmasının değeri yalnızca dışarıdan “daha fazla enerji almak” şeklinde okunmak zorunda değildir.

Nefes içeride tutulan düzeni hareket ettirebilir.

Kasılmayı görünür kılar.

Duyguyu açabilir.

Bedene farklı bir ritim sunabilir.

Burada da temel hareket eklemekten çok erişimi değiştirmektir.

İnsan kendi içinde zaten var olan kapasiteye başka bir kapıdan ulaşır.

Ontolojik olarak insan eksik midir?

Ezoterik açıdan insanı tamamlanmamış bir nesne olarak görmek yerine, çok geniş bir potansiyel alanının belirli bir bileşimle görünür hâle gelmesi olarak düşünebiliriz.

Her kapasite aynı anda eşit derecede aktif değildir.

Bazısı güçlüdür.

Bazısı potansiyeldedir.

Bazısı perdelenmiştir.

Bazısı yalnızca belirli koşullarda görünür.

Bu durumda gelişim:

“Olmayan şeyleri dışarıdan toplamak”

değil,

“içeride mümkün olanın giderek daha fazla fiile geçmesi”

hâline gelir.

Bu çok farklı bir insan anlayışıdır.

Dönüşüm neden bazen “daha az ben” gibi hissedilir?

Çünkü bazı şeyler düştükçe kimlik hafifler.

Her şeyi kişisel almıyorsun.

Her düşüncenin arkasından gitmiyorsun.

Her duyguyu “ben” olarak tanımlamıyorsun.

Her olayda kendini savunman gerekmiyor.

Bu azalma ilk başta kayıp gibi hissedilebilir.

“Ben kim oluyorum?”

Ama belki kaybolan sen değilsin.

Sana yapışmış bazı tanımlar çözülüyordur.

Peki geriye ne kalır?

Bu sorunun cevabını kavramlarla vermek zordur.

Çünkü insan hemen yeni bir kimlik üretmek ister.

“Gerçek ben.”

“Yüksek ben.”

“Öz ben.”

Sonra başka bir kavrama tutunur.

Belki daha sade yaklaşmak gerekir.

Fazlalık azaldıkça daha doğrudan bir varlık hâli kalır.

Beden burada.

Dikkat burada.

Hayat oluyor.

Her şeyi sürekli tanımlama ihtiyacı biraz azalmış.

İnsan kendisi olmaya çalışmadan da bulunabiliyor.

Ezoterik sessizliğin en derin taraflarından biri belki budur.

Pleiades açısından meditasyon insana ne verir?

Belki doğru soru bu değildir.

Daha doğru soru:

Pleiades çalışmaları insanda neyin açığa çıkmasına alan verir?

Meditasyon sessizliği görünür kılabilir.

Nefes tutulmuş hareketi.

Drama kullanılmayan bir karakter kuvvetini.

Karaoke ifadeyi.

Oyun spontanlığı.

Grup alanı ilişki örüntülerini.

Ama bunların hiçbiri kişiye dışarıdan yerleştirilmez.

Alan kurulmaktadır.

Koşullar değişmektedir.

Ve insanın kendi sistemi cevap vermektedir.

Bu yüzden çalışma kişiye yeni bir “spiritüel kimlik” vermek zorunda değildir.

Tam tersine, zamanla kimlik ihtiyacını azaltabilir.

Belki meditasyon seni geliştirmiyor, seni açıyor

Bu iki ifade arasındaki fark önemlidir.

Geliştirmek dediğinde mevcut yapının üzerine bir şey koyarsın.

Açmak dediğinde zaten mevcut olanın görünmesine izin verirsin.

Bir çiçeğin üzerine yaprak eklemezsin.

Koşulları sağlarsın.

Su.

Toprak.

Işık.

Sonra içindeki düzen açılır.

İnsan da belki böyledir.

İçsel çalışma seni başka bir varlığa dönüştürmek zorunda değildir.

Sana eklenen şeyler azaldıkça kendi daha geniş kapasiten görünür olabilir.

Ve belki meditasyonun en paradoksal tarafı tam da budur:

İnsan daha fazlası olmaya çalışmayı bıraktıkça, içinde zaten bulunan çok daha fazlasıyla karşılaşabilir.


Bilgilendirme notu: Bu yazıdaki psikolojik, ontolojik ve spiritüel değerlendirmeler Şeref Tolga Kuralay’ın kişisel görüş ve yorumlarıdır. Bilimsel olarak doğrulanmış gerçekler, tanı veya sağlık önerisi olarak sunulmaz.

Şeref Tolga Kuralay

Bilinenin ötesinde bir alternatif: Pleiades

Aldığın bilgi bir başlangıçtır. Pleiades, aynı soruya yalnızca yeni bir açıklama değil, canlı ve kişisel bir deneyim alanı önerir.

Bilinen yaklaşım

Pleiades’i yalnız kavramları üzerinden okumak, sistemin deneyim tarafını eksik bırakabilir.

Pleiades’te alternatif deneyim

Bir sonraki adım daha fazla iddia duymak değil; yaklaşımın nasıl uygulandığını, ne vaat etmediğini ve gerçek çalışmalarda nasıl göründüğünü incelemektir.

Pleiades bir sağlık tedavisi değildir ve herkes için aynı deneyimi vaat etmez. Önce yaklaşımı inceleyebilir, sana uygun değilse diğer okuma yollarına dönebilirsin.

Paylaşmak istersen

Bu sayfayı ilgisini çekebilecek biriyle kolayca paylaşabilirsin.